21 Şubat 2017 Salı

İgor Tudor'un İlk Maçı Üzerinden Bir Galatasaray Analizi

Sakatlık nedeniyle kadroda olmayan Eren Derdiyok, Wesley Sneijder, Lionel Carole ve Hakan Balta gibi as oyunculara, hiç beklenmedik bir şekilde gelişen Bruma krizi de eklenince, flaş bir operayonla takımın başına getirilen Igor Tudor, Galatasaray'daki ilk maçı olan zorlu Rize deplasmanına  kısıtlı bir kadroyla çıkmak zorunda kaldı.

Kompakt Oyun
Muslera, Sabri, Chedjou, Semih, Linnes, DeJong, Selçuk, Josue, Rodrigues, Yasin, Podolski ilk 11'iyle klasik 4-2-3-1 dizilişiyle sahaya çıkan takımın Jan Olde Riekerink'in takımına göre başlıca farkı, bloklar arasındaki mesafenin kısa tutulmaya çalışılmasıydı. Maça önde baskıyla başlayan ve 1. ve 2. bölgelerdeki isabetli pas oyunu geleneğini devam ettiren Galatasaray, ilk yarıda rakibine oyun olarak üstünlük kurdu. Ancak bu kompakt oyun düzeni içerisinde, yeterince pozisyon üretemedi. Bu normal, takım boyunu kısa tutarak oynamaya çalıştığınızda boş alan bulmak daha zor olur, ayrıca atakların daha hızlı sonlanması gerektiği için oyunu açacak ve rakip alanda çoğalmanızı sağlayacak paslaşmalar için daha az zamanınız olacaktır. Ayrıca, siz bloklarınız arasına rakibinizi sokmazsanız, rakibinizin blokları arasına da giremezsiniz ve dolayısıyla rakibinizi de karşınızda kompakt bir blok halinde bulursunuz. Bu tarz oyunlarda kapanan rakipleri açmak ve özellikle deplasman maçlarında kontraataklar dışında gol pozisyonu yaratabilmek, daha ziyade rakiplerin yapacağı hatalara ve forvet oyuncularının becerilerine bağlı olacaktır. Bununla birlikte bu sorunun sistem içinde en pratik çözümlerinden birisi bek bindirmeleri ve kenar ortalarıdır. Bu maç özelinde Linnes ve Sabri'nin diğer maçlarda olmadığı kadar çizgiye indikleri ve orta denemelerinde bulundukları söylenebilir. Ayrıca takım halinde daha fazla git-gel yapılması gerektiği için, takımın daha fazla efor göstermesi gerekir ki bu maçta takımın koşu mesafesinde yılın en yüksek rakamına ulaştığını gördük.

Kadro Özellikleri
Galatasaray'ın kadro özellikleri değerlendirildiğinde, Dejong, Selçuk, Wesley Sneijder, Josue, Tolga'dan oluşan orta saha rotasyonunun, pasör becerileri oldukça yüksek ama Tolga haricinde fizik kapasitesi görece sınırlı, ağır ve yaş ortalaması yüksek oyunculardan; kanat rotasyonunun ise Bruma, Yasin, Sinan ve Rodrigues gibi, genç, hızlı ve birebirde adam eksiltme yönü kuvvetli oyunculardan oluştuğunu görüyoruz. Forvet rotasyonu, her ikisi de ağır ve mücadele yönü kısıtlı ama bitirici becerileri yüksek oyuncular olan Podolski ve Eren'den oluşuyor. Eren hava toplarındaki hakimiyetiyle, Podolski ise fizik gücü ve pasör yetenekleriyle, takımın ileride top tutabilmesi için istasyon görevi görebiliyor. Carole, Linnes ve Sabri'den oluşan (Cavanda'yı izleyemediğimiz için sayamıyorum) bek rotasyonu hızlı ve hücumdayken  kanat oyuncularının açtığı boşlukları kapatabilen ancak yerleşik savunmada adamlarını kaçırmaya müsait olan, fizik güçleri görece zayıf olmakla birlikte süratleriyle ters kademede etkili olabilecek oyunculardan oluşuyor. Benzer şekilde  stoper rotasyonunun da tecrübeli, hızlı, top kullanma becerileri kabul edilebilir düzeyde olan ancak uzun boylu olmayan ve fizik güçleri sınırlı oyunculardan kurulu olduğunu görebiliyoruz. İlginç bir şekilde, Galatasaray kadrosunun her mevkii de aynı tip oyunculardan (orta saha rotasyonunda Tolga'yı ayrı tutabiliriz) oluştuğunu anlıyoruz. Riekerink'in sezon başında yaptırdığı Tolga transferi, Eren'in spektaküler sezon başlangıcına rağmen devam eden forvet transferi ısrarları üzerine yapılan Sigthorsson transferi, Sabri ve Linnes'e rağmen ısrarla sağ bek istemesi ve neticede Cavanda'nın transferi, devre arasında Sigthorsson'un gidişiyle yine mücadeleci ve hızlı bir forvet ve uzun boylu stoper ısrarları ile kadro yapısını dengelemeyi amaçladığını görmeliyiz.

Riekerink'in Galatasaray'ı
Jan Olde Riekerink, Galatasaray kadro özelliklerini değerlendirerek, Bruma ve Yasin gibi hızı ve dribling özellikleri olan kanat oyuncularıyla takımı ileriye taşımayı, hızlı ve top kullanma becerisi iyi sayılabilecek defans hattını önde kurarak pasör ama fizik gücü düşük orta saha oyuncularına alan ve pas istasyonları sağlamayı, 1. ve 2. bölgede yapılan paslarla topa sahip olup takım olarak doğru pozisyon almayı, rakip sahaya yerleştikten sonra ise, topu tekrar Bruma'ya ulaştırmayı ve onun bireysel becerileriyle açılan alanlarda yapılacak hızlı paslarla pozisyon bulmayı sağlayacak bir oyun kurgusu benimsemişti. Bu kurguda, özellikle orta saha oyuncularının kat etmesi gereken mesafe görece olarak daha az olduğundan, Galatasaray'ın yaşlı orta saha oyuncuları, maçı oyundan düşmeden tamamlayabiliyorlardı. Bunda özellikle Tolga'nın sakatlığının etkili olduğunu ve deplasmandaki Beşiktaş maçı örneğinde olduğu gibi, daha kompakt bir oyun oynanmaya çalışıldığını belirtmeliyiz; Galatasaray kadrosuna Tolga yerine DeJong'un monte edilmesini takiben Galatasaray oyun sisteminde değişikliğe gitmiştir.  
Sistemin Zaafları
Riekerink'in, hücumda altıgen şeklinde sahaya yayılan ve tilt benzeri etkili bir pas oyunu oynayan takımının bazı zayıf noktaları bulunuyordu. Bunlardan ilk fark edileni, Galatasaray hücumlarının çok büyük oranda Bruma'ya bağlı olmasıydı; Bruma'nın birebirleri olmadığında Galatasaray'ın etkileyici pas oyunu, topu ayağında tutmanın dışında ciddi bir hücum zenginliği sağlamıyordu. Ayrıca bu oyun sisteminde kanat beklerinin hücumdaki temel rolleri önlerindeki oyuncuya pozisyon açmak ve pas istasyonu oluşturmak olduğundan, yeterli kanat ortası gelmiyor ve Eren'in hava topu hakimiyetinden faydalanılamıyordu. Wesley Sneijder'in de Bruma'nın bulunduğu sola yakın oynaması, rakiplerin bu kanada fazladan adam yığma stratejilerinin başarılı olmasına çanak tutuyor ve bu kanattan gelişen kontraataklar büyük tehlike oluşturuyordu. Nitekim, Galatasaray'ın bu sezon puan kaybettiği maçların çoğunda, kendi sol kanadından yapılan rakip bek bindirmelerinin belirleyici olduğu görülebilir.  Rakiplerin bunu fark ettiklerine dair ilk işaret Adanaspor deplasmanında gelmiş ve ertesi hafta Arena'da kaybedilen Başakşehir maçında net olarak görülmüştü..  
Sistemin ikinci temel zaafı, Fenerbahçe maçında açığa çıktı. Fenerbahçe, Galatasaray'ın stoperleriyle orta sahası arasına baskı yaparak Galatasaray'ın topu kontrol etmesine ve Bruma'ya tam saha markajı yaparak Galatasaray'ın topu ileri taşımasına izin vermediğinde takımın buna bir cevap veremediğini gördük. Aslında bu fenomen karşımıza ilk olarak yazın Manchester United ile oynanan hazırlık maçının ikinci yarısında ortaya çıkmıştı. Ancak sezonun geri kalan döneminde bunun başka bir örneğiyle karşılaşılmadı; son Kayserispor maçında rakip takım bunu denedi ve maçı kazandı ancak o maçta Galatasaray buna cevap vererek çok sayıda pozisyon üretebilmişti..

Tudor'un Kompakt Oyunu ve Galatasaray Kadrosunun Buna Uygunluğu
Orta Saha
Öncelikle, bu derecede kompakt bir oyun ister 4-2-3-1 ister 4-3-3 ile oynatılacak olsun, Galatasaray orta sahasında Tolga'nın ilk 11'de başlamasını gerektirir. Nitekim, Rize maçında Josue ve Selçuk 90 dakikayı tamamlayamayarak oyundan çıktılar. Dejong koşu kapasitesi olarak bu iki oyuncudan daha iyi değilse de, bu sistemde Riekerink'in sistemine göre çok daha verimli olabileceğinin sinyallerini verdi. Özellikle 4-3-3 dizilişinde göbek için ilk aday olacaktır. Hem savunmaya iyice yaklaşarak geriden oyun kuracak, hem de takım boyu kısa olduğu için rakip oyuncularla daha sık yüz yüze gelerek fiziksel oyunuyla rakibini bozabilecektir.  Benzer şekilde Josue'de 10 numara pozisyonunda eskiye oranla daha rahat olacaktır; Riekerink'in takımında 10 numara pozisyonu sırtı dönük oyunu daha iyi oynamayı gerektiriyordu, Tudor'la bu ihtiyaç azalacak. Kondisyon açısından maç içinde Sneijder- Josue değişikliklerini izleyebiliriz.  
Sonuç olarak, Galatasaray orta sahasının Tudor'un sisteminde kondisyon olarak zorlanabileceğini öngörebiliriz ki bu durum Riekerink'in farklı bir oyun benimsemesinin temel nedeniydi. Ancak geride sadece 13 hafta kaldığı ve bu oyuncuların çok tecrübeli oyuncular oldukları düşünüldüğünde, bu oyuncu rotasyonu bunun üstesinden gelebilir.
Kanat Oyuncuları
Rize maçı Rodrigues'in tam da bu oyunun oyuncusu olduğunu gösterdi. Savunma ve takımı hücuma çıkarma görevlerini çok iyi yaptı, maçın ilk yarısında sol kanatta, ikinci yarısında ağırlıklı olarak sağ kanatta oynadı ve her ikisinde de çok başarılıydı ancak sonuca etki etme bakımından yeterli olmadığı tartışılabilir. Yasin ve Sinan'la ilgili olarak özellikle savunmaya yardımları konusunda soru işaretleri olsa da, hızları, pas becerileri ve sonuca etki yetenekleri takıma girmelerini sağlayacaktır. Bruma'nın bu seneki performansı göz önüne alındığında, her türlü diziliş ve sistemde oynayabileceği ortada; Tudor ile problem yaşamaz ve takımı sahiplenirse, takımın kurtarıcısı olmaya devam eder.
Özetle, bu bölgenin Tudor açısından en hassas bölge olduğu ve orta saha ve forvet oyuncularının kompakt oyun yapısı içinde ortaya çıkacak fiziksel zaaflarının hızlı veyetenekli kanat oyuncularının ekstra katkılarıyla giderilmeye çalışılacağını tahmin edebiliriz ki bu oyuncu rotasyonunun potansiyeli bunu fazlasıyla vaat ediyor.
Forvet  
Rize maçında attığı golden sonra Podolski'nin Tudor'un vazgeçilmez oyuncusu olacağı yazıldı. Evet, Podolski'nin yüzü kaleye dönük olarak oynadığında ne kadar etkili olduğunu biliyoruz, Riekerink'in geçen sene kupa finalinde ve Beşiktaş derbisinde izlediğimiz, ileride pres yapan ve kompakt oynamaya çalışan takımında ne kadar etkili olduğunu hatırlıyoruz. Ancak Rizespor maçında rakip savunmanın içinde kaybolduğunu gördük. Ne hızlı, ne mücadeleyi seviyor, ayrıca hava toplarında etkili değil. Özellikle deplasmanda kapanan takımlara karşı Eren'in tercih edileceğini düşünüyorum. Bu sistemde kanat beklerinin yapacağı ortaların önemi de düşünüldüğünde, Eren sezon başındaki formunu yakalayabilir. 
Kanat Bekleri 
Tudor'un gelişine en çok sevinmesi gereken oyuncu grubu. Bu oyun onların savunma defolarını örtecek ve hücumdaki önemlerini artıracaktır.
Stoperler
Tudor'un gelişiyle kenar ortaları azalacağı için stoperlerin işi kolaylaşacaktır. Rizespor maçında da bunu gördük. İster 4'lü ister 3'lü savunma yapılsın, stoper rotasyonun kilit oyuncusu Semih Kaya olacaktır. Gerek hızı, gerek mücadele azmi gerek hücuma katkısı üst düzeyde. Chedjou, Hakan, Ahmet hatta Carole Galatasaray'ı sezon sonuna kadar taşıyabilecek kapasitede oyuncular. Duran top zaafiyetinin de önümüzdeki sezona kadar erteleneceğini düşünüyorum. 

Diziliş Tercihleri
Tudor Rizespor maçına 4-2-3-1 dizilişiyle başladı, takımın direnci azalınca oyunu tutmak için  4-3-3'e geçti, beraberlik golünü yedikten sonra da 3-4-3'e geçti ve maçı öyle tamamladı. Riekerink'in veda maçı olan Kayserispor maçının son 20 dakikasında Galatasaray bu sezon ilk kez 3'lüye geçmiş ve aslında kadrosunun ne kadar büyük bir hücum potansiyeli olduğunu gözler önüne sermişti. Rize maçında da, Galatasaray maçın son dakikalarında 3-4-3 sisteminde oyun üstünlüğünü tekrar almayı başardı ve maçın son dakikasında maçı kazandırabilecek pozisyonu da buldu. Sistem ne olursa olsun, Tudor'un istediği oyun için belirleyici olan orta saha oyuncularının performansı olacaktır.  Özellikle Selçuk, Josue ve Wesley Sneijder üçlüsünden ikisi sahada olmazsa Galatasaray sıkıntı yaşayabilir.  Öte yandan Eren'in performansı da tıkanan oyunların açılmasında çok önemli olacaktır. Bununla birlikte, orta saha oyuncularının 3'lü dizilişlerde fiziksel açıdan daha rahat olacaklarını, ve Eren'in etkinliğinin yine bu sistemde artabileceğini düşünebiliriz.

Riekerink vs Tudor 
Riekerink bitmiş gözüyle bakılan bir takımı oldukça disiplinli bir takıma dönüştürdü. Takım kadrosunu maksimum verimle kullanmak ve Galatasaray'ın güçlü yanı olan hücum zenginliğini ön plana çıkarmak amacıyla topu ayağında tutan, sahaya iyi yayılarak pas oyunu oynayan bir takım kurmaya çalıştı. Galatasaray'ın temposu yavaş diye eleştirildi, oysa bu Riekerink'in sisteminin ideal temposuydu. 
Tudor ise, oyun boyu kısa, kompakt bir takım yaratmaya çalışıyor. Bunu yaparken muhtemelen elindeki hücum potansiyeliyle nasıl olsa gol atabileceğini düşünüyordur. Özellikle kanat oyuncuları bu sistem için çok uygun; kanat bekleri ve stoperlerin defoları da bu sistemle giderilebilecektir. Eren Derdiyok ve orta saha oyuncularının performansı istenilen düzeyde olursa Tudor'un başarılı olacağını öngörmek hayalcilik olmaz. Üstelik sezonun bitmesine 13 hafta kaldı ve Galatasaray'ın kadrosunda buraları oynamayı çok seven ve çok iyi bilen oyuncular var.
Sonuç olarak, Riekerink'in yaklaşımının takımın hücum etkinliğini maksimize etmeye, Tudor'un yaklaşımının ise takım savunmasını iyileştirmeye yönelik pragmatik çözümleri kapsadığı ve her iki yaklaşımın da Galatasaray kadro özellikleriyle uyumlu olduğu ileri sürülebilir.

Tudor Kararı ve Tudor'un Geliş Şekli
Öncelikle, Riekerink'le yolların ayrılmasına karar verdikten sonra Tudor'un gelişi ve geliş şekli, Galatasaray yönetiminin bu sezon yaptığı en doğru davranıştı. Galatasaray gibi bir takım, üstelik şampiyonluk yarışı verdiği bir dönemde, teknik direktör değişikliği yapacaksa istediği teknik direktörü, gerekirse astronomik paralar ödeyerek getirebilmelidir. Galatasaray sıradan bir anadolu takımı değil, bu ligin lokomotifi; Karabükspor vb. takımlar Galatasaray var diye var, Galatasaray sayesinde bu yayın gelirlerini alıyorlar, kendilerini Galatasaray'la denk görüp polemik yapamazlar. Bu açıdan Galatasaray'ın Riekerink'le yolları ayırdığını açıkladığı anda yeni teknik direktörünü de getirmesi, medyaya atılmış bir tokattır aynı zamanda; kendinize gelin, Ben Galatasaray'ım mesajıdır. Sırf bu davranış bile Galatasaray'ın şampiyonluk şansını %50 artırmıştır. Sezon boyunca neredeyse kaybedilen tüm maçlarda skandal hakem hataları vardı; bu hatalar yine olacaktır ama artık eskisi kadar kolay olmayacak. Özellikle dolu tribünler önünde Beşiktaş maçının kazanılması durumunda, Galatasaray maçına çıkacak hakemler eyyam yapmadan önce bir durup düşünecektir.

Yönetim İçin Tarihi Bir Fırsat
Jan Olde Riekerink, Galatasaray'da harika bir iş çıkartmıştır ve hep böyle hatırlanacaktır. Bu ülke, bu iktidar ve medya düzeninde bu kadarı mümkün oldu ama bu da az bir şey değil. Sonuçta futbol programlarında futbol dışında herşeyin konuşulduğu ve futbolun anlaşılmadığı bir ülke burası.. Ancak Riekerink henüz ülkesine dönmedi ve medyada alacakları için pazarlık yaptığı gibi iddialar var. Eğer bir mucize olur ve Galatasaray yönetimi bir şekilde Riekerink'i alt yapıda çalışmaya ikna edebilirse bu camiaya ve takıma çok büyük bir hava getirir, pek olası gözükmese de bu değerlendirilmesi gereken önemli bir fırsat..

Son Olarak: Tudor ve Galatasaray'dan Beklentiler
Galatasaray kazanma alışkanlığı olan, tecrübeli ve karakterli oyunculardan oluşan ve belirli bir oyun anlayışı ve taktik disiplini oturtmuş bir takım. Bu takım ligi ilk iki içerisinde bitirecek ve son haftalara kadar şampiyonluk yarışı içinde kalacaktır ancak şampiyonluk için favorinin Beşiktaş olduğu bir gerçek.. Bununla birlikte ligin en potansiyelli kadrosuna sahip olduğunu ve bazı oyuncuların ekstra performans göstermeleri durumunda ligi temelinden sarsabileceğini de hissedebiliriz.. Ayrıca, finansal fairplay nedeniyle yapılamayan mücadeleci ve güçlü bir forvet (Olunga ismi geçmişti), tempolu ve dribling özelliği olan komple bir orta saha oyuncusu (Ferri ismi geçmişti) ve hava toplarına hakim güçlü bir stoper (çok nitelikli olmasa da olur) gibi 3 transfer yapılması durumunda Avrupa'da ses getirebilecek bir takım olacağımızı görememek yazık olur.. Galatasaray taraftarı takımına sahip çıkmalı ve mümkünse spor programlarını izlememeli; şu an uzun bir zamandan sonra ilk kez Galatasaray'ın bir kurtarıcıya, Ünal Aysal gibi güçlü bir figüre, Ali Dürüst, Albayrak gibi örgütlenmelere ihtiyacı olmadığını fark etmeli.. 

16 Şubat 2017 Perşembe

Jan Olde Riekerink'in Veda Maçı: Galatasaray Kayserispor

Jan Olde Riekerink Galatasaray tarihinin efsanevi isimleri arasında anılacaktır; Galatasaray tarihinin en büyük krizlerinden birisinde sessiz sedasız göreve gelmiş ve takımı uçurumun kenarından döndürmüştür. Fenerbahçe ve Beşiktaş'ın elinden alınan 2 kupayı içeren yaklaşık 1 yıllık Galatasaray kariyerini, Türk Telekom Arena'da oynanan Kayserispor maçıyla, İstifa tezarühatları arasında tamamlamıştır. Jan Olde Riekerink'in Galatasaray'da yaptığı mütevazi devrim, aynı mütevazilikle son bulmuştur. 

Hakkında yazılacak o kadar çok şey var ki.. O kadar sıra dışı bir hikaye ki, ileride bir film ya da kitaba konu olabilir. Ajax'ta bir alt yapı efsanesi olan, Porto ve Metalurh Donetsk takımlarında CoAdrianese'nin yardımcılığını yapan, Gent ve Emmen takımlarında teknik direktörlük deneyimleri olan, 1995 yılından beri antrenörlüğün her kademesinde tecrübe edinen bu Futbol emekçisi, ülkemizde kendisini tesadüfen Galatasaray yedek klübesinde bulan, saf ve iyi niyetli bir adam olmakla birlikte teknik direktörlükten anlamayan, Sneijder'den torpilli bir Hollanda vatandaşı olarak lanse edilmiştir. 

Ancak bu yazının konusu bunlar değil.  Geldiği günden beri futbol dışı hiç bir konuda polemiğe girmeyen bu futbol aşığı asil insanın veda yazısı Galatasaray'ın başında çıktığı son maçın teknik analiziyle olacaktır. Elbette, hayatında bu konuda bir eğitim almamış, hiç bir düzeyde teknik direktörlük yapmamış, sadece futbolu seven sıradan bir taraftar gözüyle, mümkün olduğunca objektif olmaya çalışarak yapılan basit bir analiz...

Medya tarafından Riekerink'in kader maçı ilan edilen, öncesinde hafta boyunca Riekerink'in gönderileceği ve yerine gelecek isimlerle anlaşıldığı haberlerinin dolaştığı,  Beşiktaş, Fenerbahçe ve Başakşehirin de puan kaybetmesiyle önemi ve gerilim derecesi daha da artan Kayserispor maçına Riekerink, belki yönetimin de tavsiyesiyle, uzun süreli bir sakatlıktan yeni çıkan Tolga ve yeni transfer Rodrigues'e ilk 11'de görev vererek başladı. Carole'nin sakatlığında sol bekte Linnes oynarken, Tolga ve DeJong'un önünde Rodrigues, Bruma ve Yasin üçlüsü görev yaptı.

Maçın başlamasıyla birlikte, yoğun kar yağışının ve Hüseyin Göçek'in eyyamcı kararlarının yardımıyla, Kayserisporun Tolga ve Dejong üzerinde yaptığı baskı bir dereceye kadar başarılı oluyor ve Galatasaray oyunu 1. bölgede kurmak zorunda kalıyordu. Top Bruma'ya geldiği her anda Deniz, Erkan, Rotman gibi oyuncular, hakem koruması altında olmanın bilinciyle anında faul yapıyor ve Galatasaray ataklarının organize olmasına izin vermiyordu. Buna karşın Galatasaray ilk yarım saatlik dönemde, ders niteliğinde paslaşmalarla Rodrigues'in bir sol bir de sağ kanattan geliştirdiği ataklarda iki önemli pozisyon bulmayı başardı. Bu dönemde Galatasaraylı oyuncuların sahaya yayılımları incelendiğinde, hem toplu hem de topsuz oyunda, neredeyse kusursuz bir taktik bağlılık gösterdikleri görülecektir. Benzer şekilde, hücuma çıkarken kaptırılan toplar sonrası kanat oyuncuları her pozisyonda yerlerine dönmüş ve savunmada hiç pozisyon hatası yapılmamıştır. Kayserisporun maçtaki pozisyonları incelendiğinde, kazandıkları topların bir veya iki pas sonrası sonuçlandırıldığını görebiliriz ki bu Kayserisporun geçen hafta Fenerbahçe'ye 4 gol attığını unutmamak gerekir. Buna karşın, stada gelen taraftar medya manipulasyonu altında bu maçı tamam-devam maçı olarak gördüğünden, Galatasarayın bu kontrollü oyununu yetersiz buluyor ve istemeyerek oyuncuların da gerilmesine ve hata yapma risklerinin artmasına neden oluyordu.

Rodrigues'in orta alanda kaptığı bir top ile hızlı bir kontraatak başlatacağı bir pozisyonda Lawal Rodrigues'i bütün gücüyle iterek açık bir faul yapmış ancak maçın son dakikasında Eren'in Erkan'a temasını faul olarak değerlendirerek Galatasaray'ın net bir golünü iptal eden; yine Erkan'ın ceza alanında Sinan'ı arkadan itmesini penaltı olarak değerlendirmeyen Göçek, bu pozisyonda devam demiş ve pozisyonun devamında kazanılan korner atışı sonrasında Kayserispor 1-0 öne geçmiştir.
Korner pozisyonu incelendiğinde, Galatasaray'ın adam adama savunma yaptığı ve Dejong'un kovalamadığı Mabiala'nın ön direkte Semihin önünden yaptığı vuruşla golü attığı görülebilir. Bu pozisyonda futbol bilginlerimiz, Galatasaray'ın adam adama savunma yapmaması ve Semih'in yetersizliği yüzünden bu golü yendiğini ve bunun Riekerink'in futbol bilgisizliğinin bir sonucu olduğunu iddia edebilmiştir. Bazı futbol bilginlerimiz ise yenilen bu golde Muslera'nın yan toplara çıkmamasının rolü olduğunu söyleyebilmiştir ki, bu gol özelinde bu yorum cehaletin de ötesinde bir anlamsızlık içerir. Bu gol açıkça Dejong'un bireysel hatası ve Mabiala'nın kişisel becerisi sonucu gelişen bir şans golüdür.

1-0 sonrası Galatasaray kalesinde ciddi bir pozisyon vermemekle birlikte, hücumda istediği etkinliği yaratmakta zorlanmaya başlamış, buna karşın oyunun kontrolünü elinde tutmaya devam etmiştir. 45+4'de kazanılan bir korner sonrasında, yine Dejong'un Mabiala'yı kovalamaması sonucunda Mabiala ve Levent'in birlikte yükseldiği pozisyonda Levent Hakan'ın üzerinden kafayı vurarak skoru 2-0'a getirmiştir. Bu golde yine Dejong'un bireysel hatası olmakla birlikte,Riekerink'in maç sonrası söylediği gibi, uzun boylu bir stoper belkide bu golün yenmesini engelleyebilirdi. Aslında bu Dejong'un adamını kaçırması sonrasında yediğimiz ilk goller değil; Fenerbahçe derbisinde Dejong'un VanPersie'yi takip etmek yerine boş koşu yaparak yedirdiği golü ilk planda hatırlayabiliriz.. Dejong Ortasahada kaybedilen topları çabuk kazanabilme adına önemli bir defansif katkı sağlıyor belki ama rakibin organize ataklarında her pozisyonda adamını kaçırıyor.

Jan Olde Riekerink ikinci yarıya Rodrigues ve Yasin'in yerine Eren ve Sinan'ı alarak çift forvete döndü. Özellikle Yasin değişikliğinin medyada eleştirildiğini hayretle gördük; oysa Yasin ilk yarıda maçın en etkisiz oyuncularından biriydi ve Sinan oyuna girdikten sonra oldukça etkili oldu. Türk spor basınını anlamak zor ama belki asıl hata anlamaya çalışmaktır, o konuya başka bir yazıda değineceğim.. Bu değişikliklerden sonra Galatasaray oyuna yeniden ağırlığını koydu ama yeterince pozisyon üretemedi. Bu sırada sabırsızlanmaya başlayan taraftar, Sabri'nin iki top kaybı sonrası istifa tezahüratlarına başladı, oysa Galatasaray gibi tecrübeli bir takımın taraftarları böyle bir maçta son dakikaya kadar sabredebilmeliydi; böyle kaç maç çevrilmişti bugüne kadar.. Tam da bu sıralarda Riekerink son değişikliğini Sabri'nin yerine Josue'yi alarak yaptı; evet, oyun içinde taktiksel esneklik gösteremiyor denilen hoca, 4-2-3-1 ile başladığı maçta önce 4-4-2'ye, sonra 3-4-3'e geçti. Burada önemli  olan, teknik direktör takımı değil denilen takımın bu değişikliklere anında yanıt verebilmesiydi. Aslında bunu bugüne kadar görmemek için embesil olmak gerekir ama Türk basının cahil asalaklar ordusu olduğu, PİSA sonuçları ortada olan ülkemizin ortalamasını temsil eden taraftarların da çok parlak bir algı düzeyi olmadığı ortada; belirli bir planı yok denilen Galatasaray ligin Beşiktaşla birlikte en organize ve oyuncuların görev tanımlarının en belirgin olduğu takım. Bu sezon başından beri böyleydi..

Josue'nin oyuna girmesi ve taktik değişimle birlikte, Galatasaray son 20 dakikada Sinan'ın penaltı pozisyonu, Podolski'nin ceza alanı içinden kaçırdığı pozisyon, Eren'in golü, geçerli sayılmayan gol ve Eren'in son dakikada kaçırdığı pozisyon olmak üzere 5 net pozisyona girdi ve bu pozisyonların her biri hazırlanış bakımından, merkezinde Bruma'nın olduğu futbol resitalleriydi. Bu pozisyonların dışında da oyunun kontrolü tamamen Galatasaray'ın elindeydi.

Sol bekte oynayan Linnes, geldiği günden bu yana muhtemelen en iyi maçını oynadı. Linnes'i oynatmaması nedeniyle eleştirilen Riekerink, belki de Linnes'in yeniden milli takıma çağrılmasını sağlayacak. Benzer bir durum Sinan için de geçerli, Hamzaoğlu ve Denizli dönemlerinde daha çok forvet alternatifi olarak değerlendirilen ve plansız bir oyun yapısında attığı gollerle sivrilen Sinan Gümüş, gerçek bir kanat oyuncusuna evrilmişe benziyor. Hatırlayacak olursak, henüz yaz kampında Sinan'ı bir forvet olarak görmediğini ve onun bir kanat oyuncusu olduğunu düşündüğünü belirtmişti Riekerink ve Hollandalı bir alt yapı efsanesi böyle diyorsa bir bildiği vardır.. Bruma'daki gelişim için bir şey söylemeye gerek var mı bilmiyorum ama Kayserispor maçındaki performansı giderek nasıl komple bir oyuncuya evrildiğini ve ileride daha da iyi bir oyuncu olabileceğini gösterdi. Bireysel oyunu nedeniyle eleştirilen Yasin artık bir takım oyuncusu. Son olarak vefasız ve bilinçsiz taraftarın psikolojik linç girişimine maruz kalan Semih'in hücumda nasıl etkili olduğunu görmemek imkansız. Kayserispor maçında yaptığı kanat bindirmeleri ve iptal eilen golde Podolski'ye yaptığı enfest asist sonrası, ileride Avrupa'da büyük bir klüpte oynadığını görürsek şaşırmamalıyız. Riekerink gelinceye kadar çöp ilan edilen ve Engin Bekdemirle takası konuşulan Emre Çolak'ın durumu ortada..

İstifa sesleri altında, Riekerink'in bugüne kadar yaptıklarının güzel bir özetiydi Kayserispor maçı. Duyabilen için sessiz bir veda resitali. Hadi şimdi gidin Fenerbahçenin antifutbolunu izleyin ve Advocaat'ın nasıl otoriter ve üst düzey bir hoca olduğunu konuşun.. Abdullah Avcı'nın takımının çalışılmış serbest vuruş organizasyonlarıyla mest olun, ofsayttan attıkları golleri, Emre'ye verilmeyen kartları lehlerine her zaman çalınan ama aleyhlerine verilmeyen faulleri izleyin. Kendi lehine hakem hatalarından hiç bahsetmezken, aleyhlerine olan her düdükten sonra feryat figan mikrofon karşısına geçen Adam gibi Adam, Abdullah Avcı'yı övün.

Bu sırada güzel adam Jan Olde Riekerink aramızdan sessiz sedasız ayrılacak. Galatasaray tarihinde, en azından benim Galatasaray tarihimde, saha kenarına en çok yakısan insan olarak yer edecek, jestleri, mimikleri, basın toplantıları ve Galatasaray'a kattıklarıyla..
Kendisi henüz gönderilmeden göreve başlayan Tudor'a sarılan ve dostça tavsiye veren, giderken instagram hesabından taraftara sevgiyle veda eden, oyuncuları ve kendisini satan yöneticileri hiç bir zaman satmayan, arkasında sadece güzellik, sevgi ve prensip bırakan..

Elveda, demek çok zor ama elveda, Jan Olde Riekerink.