Jan Olde Riekerink Galatasaray tarihinin efsanevi isimleri arasında anılacaktır; Galatasaray tarihinin en büyük krizlerinden birisinde sessiz sedasız göreve gelmiş ve takımı uçurumun kenarından döndürmüştür. Fenerbahçe ve Beşiktaş'ın elinden alınan 2 kupayı içeren yaklaşık 1 yıllık Galatasaray kariyerini, Türk Telekom Arena'da oynanan Kayserispor maçıyla, İstifa tezarühatları arasında tamamlamıştır. Jan Olde Riekerink'in Galatasaray'da yaptığı mütevazi devrim, aynı mütevazilikle son bulmuştur.
Hakkında yazılacak o kadar çok şey var ki.. O kadar sıra dışı bir hikaye ki, ileride bir film ya da kitaba konu olabilir. Ajax'ta bir alt yapı efsanesi olan, Porto ve Metalurh Donetsk takımlarında CoAdrianese'nin yardımcılığını yapan, Gent ve Emmen takımlarında teknik direktörlük deneyimleri olan, 1995 yılından beri antrenörlüğün her kademesinde tecrübe edinen bu Futbol emekçisi, ülkemizde kendisini tesadüfen Galatasaray yedek klübesinde bulan, saf ve iyi niyetli bir adam olmakla birlikte teknik direktörlükten anlamayan, Sneijder'den torpilli bir Hollanda vatandaşı olarak lanse edilmiştir.
Ancak bu yazının konusu bunlar değil. Geldiği günden beri futbol dışı hiç bir konuda polemiğe girmeyen bu futbol aşığı asil insanın veda yazısı Galatasaray'ın başında çıktığı son maçın teknik analiziyle olacaktır. Elbette, hayatında bu konuda bir eğitim almamış, hiç bir düzeyde teknik direktörlük yapmamış, sadece futbolu seven sıradan bir taraftar gözüyle, mümkün olduğunca objektif olmaya çalışarak yapılan basit bir analiz...
Medya tarafından Riekerink'in kader maçı ilan edilen, öncesinde hafta boyunca Riekerink'in gönderileceği ve yerine gelecek isimlerle anlaşıldığı haberlerinin dolaştığı, Beşiktaş, Fenerbahçe ve Başakşehirin de puan kaybetmesiyle önemi ve gerilim derecesi daha da artan Kayserispor maçına Riekerink, belki yönetimin de tavsiyesiyle, uzun süreli bir sakatlıktan yeni çıkan Tolga ve yeni transfer Rodrigues'e ilk 11'de görev vererek başladı. Carole'nin sakatlığında sol bekte Linnes oynarken, Tolga ve DeJong'un önünde Rodrigues, Bruma ve Yasin üçlüsü görev yaptı.
Maçın başlamasıyla birlikte, yoğun kar yağışının ve Hüseyin Göçek'in eyyamcı kararlarının yardımıyla, Kayserisporun Tolga ve Dejong üzerinde yaptığı baskı bir dereceye kadar başarılı oluyor ve Galatasaray oyunu 1. bölgede kurmak zorunda kalıyordu. Top Bruma'ya geldiği her anda Deniz, Erkan, Rotman gibi oyuncular, hakem koruması altında olmanın bilinciyle anında faul yapıyor ve Galatasaray ataklarının organize olmasına izin vermiyordu. Buna karşın Galatasaray ilk yarım saatlik dönemde, ders niteliğinde paslaşmalarla Rodrigues'in bir sol bir de sağ kanattan geliştirdiği ataklarda iki önemli pozisyon bulmayı başardı. Bu dönemde Galatasaraylı oyuncuların sahaya yayılımları incelendiğinde, hem toplu hem de topsuz oyunda, neredeyse kusursuz bir taktik bağlılık gösterdikleri görülecektir. Benzer şekilde, hücuma çıkarken kaptırılan toplar sonrası kanat oyuncuları her pozisyonda yerlerine dönmüş ve savunmada hiç pozisyon hatası yapılmamıştır. Kayserisporun maçtaki pozisyonları incelendiğinde, kazandıkları topların bir veya iki pas sonrası sonuçlandırıldığını görebiliriz ki bu Kayserisporun geçen hafta Fenerbahçe'ye 4 gol attığını unutmamak gerekir. Buna karşın, stada gelen taraftar medya manipulasyonu altında bu maçı tamam-devam maçı olarak gördüğünden, Galatasarayın bu kontrollü oyununu yetersiz buluyor ve istemeyerek oyuncuların da gerilmesine ve hata yapma risklerinin artmasına neden oluyordu.
Rodrigues'in orta alanda kaptığı bir top ile hızlı bir kontraatak başlatacağı bir pozisyonda Lawal Rodrigues'i bütün gücüyle iterek açık bir faul yapmış ancak maçın son dakikasında Eren'in Erkan'a temasını faul olarak değerlendirerek Galatasaray'ın net bir golünü iptal eden; yine Erkan'ın ceza alanında Sinan'ı arkadan itmesini penaltı olarak değerlendirmeyen Göçek, bu pozisyonda devam demiş ve pozisyonun devamında kazanılan korner atışı sonrasında Kayserispor 1-0 öne geçmiştir.
Korner pozisyonu incelendiğinde, Galatasaray'ın adam adama savunma yaptığı ve Dejong'un kovalamadığı Mabiala'nın ön direkte Semihin önünden yaptığı vuruşla golü attığı görülebilir. Bu pozisyonda futbol bilginlerimiz, Galatasaray'ın adam adama savunma yapmaması ve Semih'in yetersizliği yüzünden bu golü yendiğini ve bunun Riekerink'in futbol bilgisizliğinin bir sonucu olduğunu iddia edebilmiştir. Bazı futbol bilginlerimiz ise yenilen bu golde Muslera'nın yan toplara çıkmamasının rolü olduğunu söyleyebilmiştir ki, bu gol özelinde bu yorum cehaletin de ötesinde bir anlamsızlık içerir. Bu gol açıkça Dejong'un bireysel hatası ve Mabiala'nın kişisel becerisi sonucu gelişen bir şans golüdür.
1-0 sonrası Galatasaray kalesinde ciddi bir pozisyon vermemekle birlikte, hücumda istediği etkinliği yaratmakta zorlanmaya başlamış, buna karşın oyunun kontrolünü elinde tutmaya devam etmiştir. 45+4'de kazanılan bir korner sonrasında, yine Dejong'un Mabiala'yı kovalamaması sonucunda Mabiala ve Levent'in birlikte yükseldiği pozisyonda Levent Hakan'ın üzerinden kafayı vurarak skoru 2-0'a getirmiştir. Bu golde yine Dejong'un bireysel hatası olmakla birlikte,Riekerink'in maç sonrası söylediği gibi, uzun boylu bir stoper belkide bu golün yenmesini engelleyebilirdi. Aslında bu Dejong'un adamını kaçırması sonrasında yediğimiz ilk goller değil; Fenerbahçe derbisinde Dejong'un VanPersie'yi takip etmek yerine boş koşu yaparak yedirdiği golü ilk planda hatırlayabiliriz.. Dejong Ortasahada kaybedilen topları çabuk kazanabilme adına önemli bir defansif katkı sağlıyor belki ama rakibin organize ataklarında her pozisyonda adamını kaçırıyor.
Jan Olde Riekerink ikinci yarıya Rodrigues ve Yasin'in yerine Eren ve Sinan'ı alarak çift forvete döndü. Özellikle Yasin değişikliğinin medyada eleştirildiğini hayretle gördük; oysa Yasin ilk yarıda maçın en etkisiz oyuncularından biriydi ve Sinan oyuna girdikten sonra oldukça etkili oldu. Türk spor basınını anlamak zor ama belki asıl hata anlamaya çalışmaktır, o konuya başka bir yazıda değineceğim.. Bu değişikliklerden sonra Galatasaray oyuna yeniden ağırlığını koydu ama yeterince pozisyon üretemedi. Bu sırada sabırsızlanmaya başlayan taraftar, Sabri'nin iki top kaybı sonrası istifa tezahüratlarına başladı, oysa Galatasaray gibi tecrübeli bir takımın taraftarları böyle bir maçta son dakikaya kadar sabredebilmeliydi; böyle kaç maç çevrilmişti bugüne kadar.. Tam da bu sıralarda Riekerink son değişikliğini Sabri'nin yerine Josue'yi alarak yaptı; evet, oyun içinde taktiksel esneklik gösteremiyor denilen hoca, 4-2-3-1 ile başladığı maçta önce 4-4-2'ye, sonra 3-4-3'e geçti. Burada önemli olan, teknik direktör takımı değil denilen takımın bu değişikliklere anında yanıt verebilmesiydi. Aslında bunu bugüne kadar görmemek için embesil olmak gerekir ama Türk basının cahil asalaklar ordusu olduğu, PİSA sonuçları ortada olan ülkemizin ortalamasını temsil eden taraftarların da çok parlak bir algı düzeyi olmadığı ortada; belirli bir planı yok denilen Galatasaray ligin Beşiktaşla birlikte en organize ve oyuncuların görev tanımlarının en belirgin olduğu takım. Bu sezon başından beri böyleydi..
Josue'nin oyuna girmesi ve taktik değişimle birlikte, Galatasaray son 20 dakikada Sinan'ın penaltı pozisyonu, Podolski'nin ceza alanı içinden kaçırdığı pozisyon, Eren'in golü, geçerli sayılmayan gol ve Eren'in son dakikada kaçırdığı pozisyon olmak üzere 5 net pozisyona girdi ve bu pozisyonların her biri hazırlanış bakımından, merkezinde Bruma'nın olduğu futbol resitalleriydi. Bu pozisyonların dışında da oyunun kontrolü tamamen Galatasaray'ın elindeydi.
Sol bekte oynayan Linnes, geldiği günden bu yana muhtemelen en iyi maçını oynadı. Linnes'i oynatmaması nedeniyle eleştirilen Riekerink, belki de Linnes'in yeniden milli takıma çağrılmasını sağlayacak. Benzer bir durum Sinan için de geçerli, Hamzaoğlu ve Denizli dönemlerinde daha çok forvet alternatifi olarak değerlendirilen ve plansız bir oyun yapısında attığı gollerle sivrilen Sinan Gümüş, gerçek bir kanat oyuncusuna evrilmişe benziyor. Hatırlayacak olursak, henüz yaz kampında Sinan'ı bir forvet olarak görmediğini ve onun bir kanat oyuncusu olduğunu düşündüğünü belirtmişti Riekerink ve Hollandalı bir alt yapı efsanesi böyle diyorsa bir bildiği vardır.. Bruma'daki gelişim için bir şey söylemeye gerek var mı bilmiyorum ama Kayserispor maçındaki performansı giderek nasıl komple bir oyuncuya evrildiğini ve ileride daha da iyi bir oyuncu olabileceğini gösterdi. Bireysel oyunu nedeniyle eleştirilen Yasin artık bir takım oyuncusu. Son olarak vefasız ve bilinçsiz taraftarın psikolojik linç girişimine maruz kalan Semih'in hücumda nasıl etkili olduğunu görmemek imkansız. Kayserispor maçında yaptığı kanat bindirmeleri ve iptal eilen golde Podolski'ye yaptığı enfest asist sonrası, ileride Avrupa'da büyük bir klüpte oynadığını görürsek şaşırmamalıyız. Riekerink gelinceye kadar çöp ilan edilen ve Engin Bekdemirle takası konuşulan Emre Çolak'ın durumu ortada..
İstifa sesleri altında, Riekerink'in bugüne kadar yaptıklarının güzel bir özetiydi Kayserispor maçı. Duyabilen için sessiz bir veda resitali. Hadi şimdi gidin Fenerbahçenin antifutbolunu izleyin ve Advocaat'ın nasıl otoriter ve üst düzey bir hoca olduğunu konuşun.. Abdullah Avcı'nın takımının çalışılmış serbest vuruş organizasyonlarıyla mest olun, ofsayttan attıkları golleri, Emre'ye verilmeyen kartları lehlerine her zaman çalınan ama aleyhlerine verilmeyen faulleri izleyin. Kendi lehine hakem hatalarından hiç bahsetmezken, aleyhlerine olan her düdükten sonra feryat figan mikrofon karşısına geçen Adam gibi Adam, Abdullah Avcı'yı övün.
Bu sırada güzel adam Jan Olde Riekerink aramızdan sessiz sedasız ayrılacak. Galatasaray tarihinde, en azından benim Galatasaray tarihimde, saha kenarına en çok yakısan insan olarak yer edecek, jestleri, mimikleri, basın toplantıları ve Galatasaray'a kattıklarıyla..
Kendisi henüz gönderilmeden göreve başlayan Tudor'a sarılan ve dostça tavsiye veren, giderken instagram hesabından taraftara sevgiyle veda eden, oyuncuları ve kendisini satan yöneticileri hiç bir zaman satmayan, arkasında sadece güzellik, sevgi ve prensip bırakan..
Elveda, demek çok zor ama elveda, Jan Olde Riekerink.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder