21 Kasım 2016 Pazartesi

Derbi ve Türkiye Gerçekleri

Son söyleyeceklerimizi baştan söylemekte fayda var, öncelikle Jan Olde Riekerink için:
Buralardan gitme, buralar gitsin sen gitme, biri gidecekse Dursun Aydın Özbek gitsin, 15 Temmuz'unutturmayacağız gitsin, Yeni kapı ruhu gitsin, istiklal marşında soytarılık yapan çocuklar gitsin, Cüneyt Çakır gitsin, bu kötü zemini, hakemi, rezil futbolu eleştiremeyenler gitsin, sen gitme..

Maçtan bazı dakikalar:
Dakika 6, Fenerbahçe'nin ilk atağı, Alper'in pasıyla Sow ofsayt pozisyonunda ama oyun devam ediyor..
Dakika 12, De jong van Persie'nin ayağındaki topa müdahale ediyor (müdahalesi topa), top sow'un ayağında kalıyor, Sow topla çizgiye iniyor ve kaybetmek üzereyken Cüneyt Çakır'ın bir önceki pozisyon için faul düdüğü geliyor..

Dakika 14, Fenerbahçe yarı alanında Alper Serdar mücadelesinde, Alper kendisini yere atıyor (Alper maç boyunca bunu yaptı), hakem yine faul çalıyor, bu sırada Hasan Ali-Sneijder'i itiyor, hakem Hasan Ali'yi uyarıyor ve 16.dakika'da nihayet serbest vuruş kullanılıyor (sadece bu serbest vuruşta 2 dk kaybedildi ve ilk yarı bu şekilde geçti).

Dakika 16, Sinan sarı kart- Hasan Ali'nin serbest vuruşu öncesinde topun önüne gelen Sinan uyarı görmeden sarı kartı görüyor

Dakika 20, Tolga Sow mücadelesi, bir kez daha temas = faul

Dk 24, Tolga Sow'un topuna müdahele ediyor, karar yine faul

Dk 28, Alper Carol'den sıyrılmaya çalışırken kendini yere atıyor (bu pozisyonda temas dahi yok), karar faul ve Carol'e sarı kart

Dk 33, de jong Roman Neustadtter'in topuna kayarak müdahale ediyor (müdahale topa), karar faul

Dk 34 Kjaer Eren'in üzerine çıkıyor, karar FB lehine faul

Dk 40 Sinan'ın hızlı atağında Volkan'ın müdahelesi sonucu Sinan yerde ve FB kontraatağa çıkıyor, karar devam ve yayıncı kuruluş pozisyonun tekrarını göstermiyor

Dk 41, orta sahada Alper topla çıkmak isterken Tolga faul yapıyor (ilk gerçek faulü) ve sarı kart

Dk 42, Sinan'ın sağ kanattan hızlı atağında Hasan Ali'nin sert faülü, 1dk önceki pozisyonun çok benzeri, karar faul, kart yok.. Bu sırada De Souza Hakan Balta'yı itiyor, hakem iki futbolcuyu da uyarıyor

43 ve 44. dakikalarda önce Sinan sonra Tolga'ya çalınan fauller ve grekoromen güreş müsabakası hızında bir futbol

44. FB geri alanda yaptığı paslarla oyunun yönünü sol kanattan sağ kanada çeviriyor, Sağ kanatta topla buluşan Alper'i Bruma karşılıyor, Alper çizgiye doğru attığı topla Şener'i kaçırıyor, Carol sarı kartı olduğu için Şener'e müdahale edemiyor, De Jong Van PErsie'yi bırakarak Alper'e doğru boş koşu yapıyor, Şener'in geriye çıkardığı topa ceza alanı üstünde bomboş pozisyonda Persie vuruyor ve Fenerbahçe ilk ciddi atağında golü buluyor..

En az 7 dakika duran oyunda ilk yarı bu golün santra vuruşuyla bitiyor.. Maçta bu düdükle birlikte bitiyor zaten..

Futbol? Bu futbol falan değil ama analiz edelim..

Fenerbahçe
Fenerbahçe Tolga ve Dejong'a basarak Galatasaray'ın oyun kurmasını engelemeyi, sol kanatta oyunu sıkıştırarak Bruma'nın birebirlerini kesmeyi ve Eren'e top aldırmamayı amaçlayan bir stratejiyle oynuyor. Eren'e atılan her topta faul yapıyorlar, Skrtel ense köküne dirsek atıyor, Kjaer sürekli sırtında ve her pozisyonda faul yapıyor. Bu şekilde Galatasaray'ın etkili olduğu 3. bölgede çoğalmasını engellemeyi amaçlıyorlar.
Fenerbahçe'nin tüm hücum planı özellikle oyunun sıkıştığı GS'nin sol kanadında kazanılan toplarla çizgiye atılacak hızlı toplar; maça forvet arkası başlayan Van Persie'nin ayağına ilk yarıda gol pozisyonu dışında top gelmiyor..

Galatasaray'ın kazandığı toplarla hızlı atağa çıkacağı pozisyonlarda Cüneyt Çakır'ın verdiği faul kararları ama buna karşın Fenerbahçe'nin sert oyununa karşı hoş görüsü, Galatasaray yarı sahasında FB' lehine verilen hatalı faul kararları FB oyun planının sahada işlemesini sağlıyor. Belli ki, Cüneyt Çakır dersine iyi çalışmış, sahada Advocaat'ın taktiğine en fazla bağlı kalan Fenerbahçe oyuncusuydu, tebrik etmek lazım, yolu açık olsun..

Galatasaray

Maalesef, Jan Olde Riekerink basının tuzağına düşerek ilk 11'de Dejong'a görev verdi. Fenerbahçe-Manhester United maçını izlememiş olması gerekir böyle bir karar için, zira FB'nin itiş kakıştan başka bir oyun stratejisi yok, orta sahada etkili pas atacak oyuncusu yok, Dejong'un tek görevi Van Persie'yi tutmak olabilirdi ki onu da yapamadı ve takımı eksik oynattı; bu onun çok kötü oynadığı anlamına gelmiyor sadece Fenerbahçe'ye karşı pas yapamayan, adam eksiltemeyen bir orta saha oyuncusuyla oynamak demek o oyuncunun pratikte maçta oynamaması demek..
Wesley Sneijder ve Bruma'nın olduğu sol kanatta Galatasaray hiç bir varlık gösteremedi; Bruma Carol ve Sneijder 1 kez bile pas üçgeni oluşturamadı. Bunda hakemin rolünü ve Fenerbahçe'nin stratejisininin payını belirttim ama Galatasaray'da oyunu yönetecek alternatif bir oyuncunun olmaması da bunda büyük etkendi. Riekerink'in en büyük hatası buydu, bu maçta Josue'yi ilk 11'de değil ilk 18 de bile düşünmemesi akıl alır gibi değil. Sağ kanatta Sinan hiç bir şey üretemedi ve üretmesi de mümkün değildi; oyunu oraya açacak bir orta saha yok, ona destek olacak kimse yok, bunu başakşehir maçında da görmüştük.. En azından DeJong yerine Selçukla başlamış olsaydı Galatasaray geride oyun kurarak, Fenerbahçe'nin açılmasını sağlayabilirdi, sağ kanatta da bir kanat oyuncusu yerine Josue gibi teknik bir orta saha oyuncusunu oynatarak oyun aklının sahaya daha dengeli yayılmasını sağlayabilirdi.. Maalesef şunu belirtmek lazım, Josue gibi yardımcı bir oyun kurucu sahada olmadığı sürece Wesley Sneijder artık Galatasaray'da başarılı olamaz. Geçen sene Emre Çolak'ın çok başarılı şekilde gerçekleştirdiği ve medyanın görmezden geldiği bu görevi yapabilecek tek kişi Josue bu kadroda ki o da tam da bu amaçla, Beşiktaşla oynanana süper kupa maçından sonra, Sneijdere yardımcı olacak ikinci oyun kurucu olarak transfer edilmişti..

Medya

Fenerbahçe'nin çirkin oyunu, teknik direktörleri küçük Napolyon'un inanılmaz taktik dehası olarak gösteriliyor, oysa aynı stratejiyi geçen yıl Jan Olde Riekerink arenada Fenerbahçe'ye karşı oynatmıştı (0-0 biten maç ki o maçta Podolski'nin golü ofsayt bayrağıyla iç edilmese JOR bir Fenerbahçe derbisi daha kazanmış olacaktı). Yine 2010 yılında Kadıöy'de 0-0 biten derbide Hagi'nin oyun stratejisi buydu. Bu strateji tamamen zayıf takımın rakibini bozmak için deneyeceği bir stratejidir ki ev sahibiysen ve hakem de Cüneyt Çakır gibi bir eyyamcıysa, bunda başarılı olabilirsin.. Kadro kaliteleri göz önüne alındığında Hagi ve JOR'u kimse bu stratejiden dolayı eleştiremez ama Napolyon'un taktik dahi ilan edilmesi için çok daha fazlasını yapması gerekir, ki bu oyun onun Sunderland'i kümede tutmayı başardığı oyundu ve o zaman ben de övgülerimi sunuyordum..  

Jan Olde Riekerink birilerinin oyuncağı, Jan Olde Riekerink Bye Bye, Volkan terlemedi bile, vb vb manşetler okuyoruz. Volkan terlemedi de Muslera terledi mi diye sormaya bile gerek yok sanırım ama bu maçla ilgili olarak hakemden bahsetmemek nasıl açıklanabilir?

Denizli ince ince kıyıldık ben bu işleri iyi bilirim demişti (Aziz yıldırım'ın teknik direktörlüğünü yapmış biri olarak çok iyi biliyordur mutlaka) ama bu maçta sotelendik, ince ince kıyılmak Başakşehir maçındaydı.. 

Son olarak sahadan bahsetmek istiyorum, Arena çimlerinin durumu her zaman Galatasaray yönetimini zayıflatacak bir koz olarak reklam edilirken, Hello Kity Ülker stadının bozuk zeminin hiç konuşulmaması  ilginç.

Özeleştiri

Bu maçın hakemin maçı olacağını ve Galatasaray'ın hızlı ataklarının faullerle kesileceğini, oyunun sürekli faullerle durdurulacağını tahmin ediyordum ve yazmıştım ancak benzer bir uygulamanın Fenerbahçe'ye karşı da yapılacağını ve maçın dengede tutulmaya çalışılacağını, zira asıl amacın çirkin bir futbol, beraberlik ve 15 temmuz kardeşliği (ortak değerlerin kirletilmesiyle oluşan bir güvensizlik, sevgisizlik ve bireysellik ortamı) olduğunu düşünmüştüm. Yanılmışım. Belli ki emir sadece Galatasaray'ın kazanmasının engellenmesiymiş. Belki de bu değersizlik, sahtelik ortamına uymayan sadece Galatasaray taraftarı ve takımıymış.

Taraftar

Galatasaray taraftarı güzel, koreografiler, destek ve görüntü çok güzel.. Bu taraftarla yenilelim, bu takımla yenilelim, bence sorun yok. Gelecek güzel, çok güzel.
Fenerbahçe taraftarı sanki 2000'lerin başındaki Galatasaray kompleksine geri dönmüş, doğru düzgün bir koreografi, taraftar organizasyonu yok, sadece ıslık ve küfür var. Bir tribün ıslık çalarken, bir tribün tezahürat yapıyor. Birleştirici tek değerleri Galatasaray'ı kadıköyde yenme gelenekleri   olmuş ve sahadaki kötü futbolla ilgilenmiyorlar. Bu geleneği koruma pahasına neleri kaybettiklerini anladıklarında iş işten geçmiş olacak...
Sahada kardeşliği, saflığı, asaleti hatırlatmak üzere futbolcularla birlikte sahaya çıkan Fenerbahçe formalı küçük çocuklar Türkiye'nin içinde bulunduğu yozlaşmayı ve Fenerahçe camiasının bu yozlaşmadan nasıl etkilendiğini gösteriyor, böyle yetişen, toplumsal değerlere saygısı olmayan bir yeni nesil kaygı verici.

Jan Olde Riekerink ve Wesley Sneijder

Jan Olde Riekerink bir oyun oynatmaya, sistem takımı kurmaya çalışıyor ve elindeki malzemeye göre ortaya çıkan sonuç hiç fena değil. Basının kendisine ne yapmaya çalıştığını ilk günden beri görüyor ve futbolun skor tabelasının ötesinde bir şey olduğunu biliyoruz. Ancak, kadroyla ilgili bir sıkıntsı olduğu gerçek, kafasındaki ideal orta saha rotasyonunu bir türlü kuramıyor. Oysa geçen yıl Selçuk, Emre Sneijder orta sahasıyla hem kalbimizi hem de Türkiye kupasını kazanmıştı, bu sene de bir şekilde Josue ve Sneijder'in aynı anda ilk 11'de olmasının formülünü bulması gerekiyor. Ya da devre arasında Dejong'u göndererek (hatta belki Selçuk'u da göndererek) kafasındaki oyun kurucu özellikli defansif orta sahayı transfer ettirmek zorunda. Ancak öyle bir oyuncuyu transfer edilse bile, Sneijder'e bir formül bulamayabilir çünkü Snejder artık tek başına 10 numara yükünü kaldıramaz gibi gözüküyor; Sneijder'in etkili olabilmesi için mutlaka yaratıcı ve dribling özellikleri olan bir orta saha oyuncusuyla birlikte oynaması lazım.

Sonuç

Fenerbahçe'yi 15 temmuz ruhunu sonunda yakaladıkları için tebrik ediyor, başarılarının ve birlik beraberliklerinin devamını diliyorum. Şimdi bir puan önümüzdeler ama kahraman çarşının (başarı karşılığında apolitikleştirildiler, gezi olayları sonrası feda aşamasındaki takımın 2013 yazından sonra yaptığı transferler bana çok ilgi çekici geliyor ve araştırılmalı, söz gelimi, Galatasaray'ın istediği Kerim Frei, Gökhan Töre ve Tolgay Arslan'ın nasıl olup ta Beşiktaş'a geldiği-çok düşük bonservis bedelleriyle- Galatasaray'ın nasıl olup ta bu oyuncuları almaktan vazgeçtiği ve bunların yerine kimi aldığı- Önder Özen bile bu durumu anlamadığını söylemişti- derin futbol, derin mevzular, küçümsemeyin, belki başka bir yazının konusu) ve yeni Türkiye'nin gururu boz baykuşların bir hayli gerisindeler.. 

Riekerink Bey duruşumuzdan vazgeçmeyelim, Riekerink'i gönderecekse Dursun Özbek göndersin, tuzağa düşmeyelim, çok sevdiğimiz hocamızın kanı bizim ellerimize bulaştırılmasın. Bu takım her şeye rağmen Fenerbahçe'den daha iyi, ve Beşiktaştan sonra Türkiye'nin en iyi futbol oynayan ama seyircisiyle, oyuncusuyla, teknik direktörüyle Türkiye'nin tartışmasız en güzel takımı..

16 Kasım 2016 Çarşamba

Derbi

17 yıl sonra, Kadıköy'de.. Bu sana nasip olacak Jan Olde Riekerink..

Son Yılların En Kötü Fenerbaçesi: Gerçekten Öyle mi?

Belli ki bu sene ligde Galatasaray veya Fenerbahçe'nin şampiyonluğu ve Galatasaray Fenerbahçe rekabeti istenmiyor. Fenerbahçe daha ligin ilk haftasında, 1 hafta önce göreve başlayan yeni teknik direktörüyle çıktığı ilk lig maçında, İstanbul Başakşehir'e karşı tek kale oynadığı maçta aldığı 1-0'lık yenilgiyle yarış dışı ilan edilmişti.. Zaten bundan hemen önce, geçen sezonu "efsane kadrosuna" rağmen ikinci bitirtebilmiş olağan üstü başarısız teknik direktörüyle, şampiyonlar ligi ön eleme turunda, kurada çekilebilecek en zayıf takım olan Monaco'ya (şimdi kimse inanmayacak belki ama kura günü canlı yayında Asporun zavallı iki yorumcusu kura sonucunu aynen böyle yorumlamışlardı) 2-1 ve 1-3'lük skorlarla elendiği için yollar ayrılmıştı (O zayıf Monaco, bir sonraki turda Villarel'i iki maçtada yenerek gruplara kaldı ve şu an itibariyle 4 maç sonunda, Leverkursen, Tottenham ve CSKA Moskova'nın önünde, E grubunun yenilgisiz lideri).

Fenerbahçe konusunu kısa geçelim ama bazı şeyleri kaydetmeden de ilerlenmiyor. Örneğin, Perreira Fenerbahçe tarihinin en iyi kadrosuyla Fenerbahçe'yi şampiyon yapamadığı için gönderilmişti, ancak Perreira'nın yerine gelen Advocaat, öyle bir kadro devir almıştı ki, bu kadrodan hiç bir şey beklenemezdi.. 

Peki ne değişti, transfer döneminde ne oldu da FB kadrosu saraydan çöplüğe evrildi, kimler geldi, kimler gitti? Avrupa Şampiyonasının yıldızı Nani takımı terk ederken, yerine Lens geldi.. Geçen sene Fernandao ve Van Persie'nin alternatifleri yok deniyordu, bu sene onların yanına Sow ve Emenike ve hatta Atıf geldi. Gökhan Gönül gitti Van der Viel, Caner gitti (geçen sezonun ikinci yarısında neredeyse hiç oynamamıştı)  İsmail Köybaşı geldi. Bruno Alves ve Kadlec'in yerlerine ise Skrtel ve Neustadler transfer edildi. Sanırım buraya kadar olanlar pek bir güç kaybına işaret etmiyor..
Gelelim dillerden düşmeyen Fenerbahçe orta sahasına; Fenerbahçe sezonun başında yıllardır sakatlıktan dolayı verim alamadığı Meireles'in sözleşmesini uzatmayarak oyuncuyla yollarını ayırdı. Akabinde, sözleşmesi devam etmesine rağmen, Diego zorla, basın önünde rencide edilerek, tesislere alınmayarak, Brezilya'ya yollandı. Giden iki oyuncuya karşılık, Salih Fenerbahçe'ye geri döndü.

Açıkça görüleceği üzere, Fenerbahçe kadrosunun geçen yıla göre zayıflamış olduğu varsayımını destekleyebilecek tek kayıp Diego'dur ve Diego'nun geçen iki yılda Fenerbahçe'ye ne kattığı ve Fenerbahçe medyasının Diego hakkındaki yorumları ortadadır. Kaldı ki, Fenerbahçe Ersun Yanal ile şampiyon olduğu sezondan bu yana açıkça ofansif orta saha oyuncusu eksikliği çekmekte olup, Diego bu soruna çare olamamıştır. Dolayısıyla Fenerbahçe'nin bu eksiği, yeni bir mevzu değildir. Fenerbahçe, eksik denilen orta sahasına daha geçen sene 14 milyon Euro bonservis harcayarak Ozan Tufan ve De Souza'yı katmıştır ki bu para, Galatasaray'ın bu sene yaptığı tüm transferlerin bedeline denktir.

Fenerbahçe ligde kaybettiği 12 puanın 8'ini ilk 3 hafta kaybetmiştir. Bu maçlardan ikisi tek kale oynanmasına rağmen deplasmanda Başakşehir'e 1-0 kaybedilen maç ve yine tek kale oynamasına rağmen Bursaspor'un maçtaki tek pozisyonunda (cılız bir atakta Batalla'nın kafa ile attığı gol) attığı gol ile Kadıköyde 1-0 kazandığı maçlardır. Diğer puan kaybı da, Ligin 2. haftasında kendi evinde Kayserispor'a karşıdır ki bu maçta Kjaer 38. dakika'da kırmızı kart görmüş ve Fenerbahçe 60 dakika 10 kişi oynamıştır. Yediği 3 gol de duran toptan gelirken, 90. dakika'da 3-2 geriye düşmesine rağmen 1 puan almayı başarabilmiştir. Sezon başında teknik direktörü kovulan, yeni gelen teknik direktörle sistem değişikliğine giden bir takımdan bahsediyoruz. Kaldı ki, bunu izleyen 7 haftalık performans dikkate alındığında, Fenerbahçeyi Beşiktaş ve Başakşehir ile birlikte, 2 beraberlik 5 galibiyet ile ligin zirvesinde görüyoruz.. Bu dönemde kaybettikleri puanlar ise, Lens'in sakatlıktan dolayı oynamadığı iki haftada yaşanan Osmanlıspor ve Alanyaspor beraberlikleridir. Ayrıca  Fenerbahçe Avrupa Ligi gruplarında Feyenoord ve Manchester United'ın önünde lider pozisyondadır.

Yukarıdaki çok basit ama net analiz, Fenerbahçe'nin ne kadro kalitesi olarak, ne de performans olarak kötü bir durumda olmadığını çok açık bir şekilde ortaya koymaya yeter. Buna karşın, daha ligin ilk 3 haftasında kaybedilen puanlarla Fenerbahçe'yi yarışın dışında göstermeye çalışan ve Aziz Yıldırım'ı hedef tahtasına oturtan medyanın tavrının gerekçesini anlamak için kahin olmak gerekmez, Türkiye'de yaşamak yeter. Belli ki Aziz Yıldırım'ın birilerinin nezdinde süresi dolmuştur ve bu sene Fenerbahçe'nin şampiyon olması hatta şampiyonluğa oynaması istenmemektedir. Ki, ezeli dost ve düşmanımızla kaderimiz çoğunlukla paraleldir; Fenerbahçe istenmiyorsa Galatasaray'da istenmiyordur; belli ki Yeni Türkiye, rektör seçimlerinin bile yapılamadığı böyle karışık bir ortamda, taraftar gruplarının ön plana çıkacağı Galatasaray-Fenerbahhçe gibi bir çekişmeyi istememektedir; çünkü böyle ortamlar takımların taraftar gruplarının kendi içlerinde birleşmesini sağlar. Malum, gezi parkı olaylarından sonra bu durum gizli bir emirle yasaklanmıştır.

Burada dikkat edelim, Fenerbahçe taraftarını olaydan soğutmak için Aziz Yıldırım'ın üzerine oynuyorlar, çünkü geldiğimiz noktada Aziz Yıldırım Fenerbahçe'nin zayıf karnı, ve taraftar Aziz Yıldırım üzerinden manipule edilebiliyor. Sadece bakalım, Pereira'nın gönderilmesi için terbiyesizlik düzeyinde yayınlar yapan ve Aziz Yıldırım'ı Pereira'ya sahip çıtığı için eleştiren basın, Pereira'nın kovulduğu dakika'da gerçek yüzünü göstererek, Aziz Yıldırım'a saldırmaya başlamış ve bu işin teknik direktör değişikliğiyle olmayacağını gitmesi gerekenin Aziz Yıldırım'ın kendisi olduğunu belirtmiştir. İşin Galatasaray ayağında ise saldırıların odağındaki isim Jan Olde Riekerink'tir; ancak bunun sebebi JOR'un galatasaray'ın zayıf karnı değil tam tersine kuvvet ayağı, birleştirici parçası olmasıdır.

Sonuç olarak Fenerbahçe kadrosu, yere göğe sığdırılamadığı geçen sezon başındaki durumuna göre açıkça daha kuvvetlidir, ortaya koyduğu performans ta geçen seneki performansından daha iyidir en azından daha kötü değildir.

GALATASARAY

Galatasaray sezona öncelikle yönetici transferleriyle başladı. Taraftar ve camia içinde önemli bir ağırlığı olan Alp Yalman, felaket geçen sezonun ardından muhalefeti ve taraftarı sakinleştirme amacıyla yönetime dahil edildi. Yıllarca Abdulrahim Albayrak'ın üstlendiği pozisyondaki eksiklik ise, Levent Nazifoğlu ile giderildi (Galatasaray tarihine bakarsak, her dönemde böyle bir kişinin oduğunu görürüz ki bu genellikle tek adamlıkla yönetilen FB'den en temel farklarımızdan birisidir; Fenerbahçe genellikle Gladyoyu temsil eden bir başkan tarafından yönetilirken [belki bu yüzden FB cumhuriyeti diyorlar]; Galatasaray oligarşi-hükümet ortaklığıyla yönetilir [demokratik bir camiayız] ki hükümeti temsil etme görevi de çoğunlukla bir Karadenizli müteahhit tarafından üstlenilir zira onlar her zaman hükümettedir). Üstelik, iktidara paha biçilmez Florya arazisi vaat edilmişti ve dolayısıyla sezona görece kuvvetli bir medya desteği ile başladı.

Ancak Galatasaray beklenmeyen bir şekilde iyi futbol oynamaya başladı ve Terim'in koltuğunu ısıtmak ve yönetime paratoner olmak için göreve getirilen Jan Olde Riekerink deyim yerindeyse, Galatasaray taraftarını uyandırdı, futbolun ve Galatasaray'ın gerçekten ne anlama geldiğini hatırlattı ve bu noktada işler birden değişti. Bu konuyla ilgili ayrıntılı bir yazıyı Jan Olde Riekerink başlığında yazdığım için konuyu burada kapatıyorum...

Geldiğimiz noktada, Galatasaray-Fenerbahçe derbisinin medyada nasıl önemsizleştirilmeye çalışıldığını, geçtiğimiz yıllarda zorla tribün savaşı tetiklemek istercesine gündemde tutulan, gerginleştirilen "dünya derbisine" nasıl başakşehir-osmanlıspor maçı muamelesi yapıldığını dikkatle -ama hayretle değil- izliyoruz. Medyaya göre Fenerbahçe bu maçı kazanırsa şampiyonluk yarışına dahil olabilir (şu anda değil çünkü bu kesin-süper başakşehirle ligin daha 10. haftasında oluşan 8 puanlık fark kapanmaz tabii mantıklı olun) ve Galatasaray bu maçı kaybederse Riekerink kesin gider, ama bu maçı kazanırsa gitmez demek değil -objektif, rasyonel, kusursuz gazeteci Mehmet Demirkol öyle yazmış, Rıdvan Dilmen öyle demiş, biz bunların üstüne ne diyebiliriz- ve medyaya göre bu maç tipik bir beraberlik maçı, sonuçta iki sıradan takımın maçı..

Ve çok kıymetli futbol yorumcularından oluşan medyamız, birleşmiş, hep bir ağızdan Riekerink'e akıl veriyorlar, inanılır gibi değil, tüm gazetelerde aynı haber, Riekerink maça Tolga, De Jong, Selçuk orta sahasıyla çıkmalıymış. Böyle süper olurmuş, tutarsa da böyle devam edermiş ama Riekerink her türlü gidermiş..

Evet, ne kadar ilginç değil mi, hatırlayalım, Fenerbahçe'nin tek eksiği 10 numarasının olmamasıydı; orta sahada bir birine benzer oyuncularla-Topal, De Souza, Ozan- (sakatlıklar olmasa ideal kadroları buydu) oynuyorlardı ve bu yüzden orta sahayı hızlı geçerek, biraz da doldur boşaltla, hızla üçüncü bölgeye gelmeye çalışıyorlar ve orada baskı yapıyorlardı.. Galatasaray'ın güçlü olduğu nokta ise, teknik ve pasör yetenekleri yüksek orta saha oyuncularıyla oyunu 2. bölgedeki pas oyunuyla kontrol etmesiydi. Futbol bilginlerimiz, Galatasaray'ın güçlü özelliğinden vazgeçip Fenerbahçe'nin oyununu oynamasını istiyor. Madem ideal orta saha buydu, neden sezon başından beri Fenerbahçenin orta sahasını eleştiriyorsunuz?? Pereira'yı hem topal hem De Souzayı aynı anda oynatıyor diye kovdurdunuz, sizin dediğiniz orta sahayla maça başlarsa aynısını Riekerink'e yapmayacak mısınız??

Siz bizi aptal mı zannediyorsunuz, yani aptal olabiliriz ama aptallığın da bir derecesi var, hem bu futbol, kuantum fiziği değil ki.. Bu tipik bir beraberlik maçı diyorsunuz ama bunu doğrulayan ne var; Galatasaray'ın özellikle deplasmandaki oyun stratejisi üzerinden bir derbi maçına iddaa oynamamız gerekse, gözümüz kapalı üst oynarız ve bahsettiğiniz maç, Saraçoğlu'nda FB-GS derbisi, bu maçtan her sonuç çıkabilir ama asla tipik bir beraberlik maçı denemez, böyle bir yorumu daha önce hiç duymadım.

Bu sizin temenniniz, orta sahasız bir doldur boşalt maçı, heyecansız, zevksiz, kavgasız bir derbi.. Eminim görev verilecek hakemin başlıca görevi de bu olacak, maçı olabildiğince durdurmaya, bozmaya, beraberliğe bağlamaya yönelik kararlar izleyeceğiz..

Ama Riekerink'in sizin istediğinizi yapmayacağına ve Kadıköy'de tarih yazacağına inanıyorum.. Beklediğim ve istediğim kadroyu da yazayım; orta sahada Selçuk-Tolga-Josue; ileride Sneijder, Podolski (Eren), Bruma..

5 Kasım 2016 Cumartesi

Jan Olde Riekerink: Kurtuluş Destanı

Jan Olde Riekerink Galatasaray'da devrimin adıdır. 

Türk basının pelerinli süper kahramanı Mustafa Denizli'nin takımı bırakıp kaçmasının ardından         (o kadar hızlı olmuştu ki pelerinini almaya bile fırsat bulamadı) elini taşın altına koyacak kimse bulunamayınca (Bülent korkmaz'ın bile ikna edilemediği, Tafo'nun dahi görevi kabul etmediği bir ortamda), taraftarı sezon sonuna kadar sakinleştirmek için atılan bir yem olma görevini eşi benzeri görülmemiş bir soğukkanlılık ve tevazuyla kabul etmekle kalmayıp, taraftarı sakinleştirmenin çok daha fazlasını yaparak camianın yeniden kenetlenmesini sağlamıştır. O kadar ki, Türkiye kupası finali sezonun belki de en güzel taraftar atmosferine sahne olmuş (BJK'nın yıllar sonra belki de tarihinin en iyi kadrosuyla, yıllarca beklenen yenilenmiş stadıyla ve inanılmaz bir medya desteğiyle şampiyon olduğu bir sezonda) ve neredeyse Beşiktaş'ın şampiyonluk kutlamalarını gölgede bırakmıştır. Tabii, durum böyle olunca, Galatasaray teknik direktörlüğü görevi tekrardan kıymete binmiştir; maçı protokol tribününden izleyen Fatih Terim'in gözlerindeki ifade bu durumu çok iyi anlatır (Galatasaray'ın baskılı oyunu, Podolski'nin güzel bir duran top organizasyonundan gelen golü ve taraftarın coşkusu, Terim'in gözlerinde saklayamadığı bir hoşnutsuzluğa dönüşmüştür).

Sezon başında Jan Olde Riekerink'e bu kez şakacıktan değil, gerçekten teknik direktörlük görevi verilmiştir. Ancak işin perde arkası farklıdır. Önce yönetimden bazı isimler günah keçisi ilan edilerek devre dışı bırakılır. Yenilenen yönetim, daha geniş tabanlara hitap edebilmek için Lucescu veya Fatih Terim'den birini teknik direktörlüğe getirme kararı almış (bunu yaparken Sampaoli, Bielsa, Favre isimleri yem olarak kullanmıştır) ancak Lucescu'nun Zenit'i tercih etmesi ve Fatih Terim'in oyalamaları -Terim Euro 2016'nın sonucunu beklemeyi ve pazarlık kuvvetini artırmayı beklemiştir- yönetimi bir kez daha taraftarın önünde zor durumda bırakmıştır. Bu süreçte Euro 2016 sonuçları rüzgarı Terim'in aleyhine çevirince bu kez yönetim Terim için aceleci olmamayı tercih etmiş, bunu yaparken Thomas Schaaf gibi saygın bir hocayı oyalamış ve en sonunda bir kez daha olası bir başarısızlığı fatura edebilmek ve hem Terim'le pazarlıkta koz olarak kullanmak, hem de zamanı gelince Terim'e yer açmak için, görev Jan Olde Riekerink'e teklif edilmiştir. Doğrusunu söylemek gerekirse, acemi denilen Galatasaray yönetimi bu entrikaları o kadar ustalıkla yönetmiştir ki, saray geleneği dedikleri bu olsa gerek...

Jan Olde Riekerink kötü geçen sezonda yaptıkları ve duruşuyla taraftar arasında belli bir sempati kazanmıştı ve yönetim de buna güvenmişti ama yaz kampında yaşananlar ve taraftar arasında hızla gelişen Riekerink çılgınlığı, ne yönetimin ne de medyanın ön görebileceği bir durum değildi. İdmanlardaki görüntüsü, işine bağlılığı, hazırlık maçlarındaki performans ve en önemlisi basın toplantılarındaki şeffaf, açıklayıcı ve dürüst konuşmaları bir anda milyonlara umut aşıladı. Sezon sonunda tüm takım değişmeden Galatasaray'dan bir şey olmayacağını düşünen taraftarlar, akıllıca yapılan iki üç transferle özlenen Galatasaray'a kavuşulabileceğini hissetti. Öyle ki, bu sene fazla para harcamadan Terim'in gelecek için istediği bir iki oyuncuyu alarak gelecek senenin iskeletini kurma amacındaki yönetim bile, Riekerink'in havasından etkilenerek "acaba olur mu" düşüncesine girdi ve transferin son haftalarında ekstra bir çaba gösterdi. Bruma'nın inanılmaz formu, Tolga'nın takıma ışık hızıyla adapte olması ve Eren'in kusursuz başlangıcıyla yakalanan havayı ise sadece Galatasaray değil, tüm Türkiye fark etti.

Maalesef bu durum Türk futbolunu yönetenlerin hoşuna gitmedi. Riekerink gibi birisinin -mütevazi, kibar, ekonomik, üst yapılarda daha önce büyük bir takımı çalıştırmamış- Galatasaray gibi bir takımda başarılı olması ve taraftarlarca sevilmesi, pek çok kişinin ekonomik kazancını olumsuz etkileyecekti.. Hamza Hamzaoğlu bile Galatasaray teknik direktörü olunca, senelik 2 milyon dolar gibi bir sözleşmeye imza atmış; ve bu ücret medya tarafından "camianın evladı olduğu" için böylesine düşük bir rakama çalışıyor şeklinde yorumlanmıştı (malum, hocayla para konuşulmamış, o sadece önüne konan boş kağıdı imzalamıştı, Terim gibi, Sabri gibi, Umut gibi, Burak gibi...). Milli takımlar direktörümüz sayın Fatih Terim'in teknik direktör olarak ölüsünün yılda 3,5 milyon dolar kazandığını biliyoruz. İşte böyle bir ortamda senelik 900,000 dolarla başarı kazanacak, üstelik hiç bir zaman ben yaptım demeyecek bir teknik direktörlük modeli, piyasa için kabul edilemezdi ve edilmedi.. Galatasaray teknik direktörünün yıllık kazancının azlığı medyada alay konusu yapıldı, alt yapı hocası olması aşağılık bir şeymiş gibi sürekli olarak hakaret gibi kullanıldı, basına karşı olan kibarlığı bir zaaf görülerek yüzüne karşı açıkça saygısızlık yapıldı. Jan Olde Riekerink ise tüm bunlara aldırmadan sadece işini yaptı ve her hareketiyle bu işi ne kadar çok sevdiğini belli etti.  

Medya tetikçileri üzerine düşeni büyük bir coşkuyla yaptı yapmasına ama, aşırı coşku nedeniyle seviyesizliğin ölçüsünü fazla kaçırmaları taraftarda ters yönde bir etki yaptı. "Riekerink Bey diyeceksiniz" o kadar kuvvetli bir cevaptı ki, medya geri adım atmak durumunda kaldı. Bu arada Riekerink'in ülke futbolu için oluşturduğu tehdit ekonomik boyutunu aşarak sosyal bir boyut ta kazandı ve belki de bardağı taşıran bu oldu, böylece çok daha ciddi ve dikkatli bir değersizleştirme oprasyonu başlatıldı. Önce agresif yandaş medya kanalları, sonra ılımlı yandaş medya kanalları (Aspor, Beyaz tv, NTV)  Riekerink Bey lafının değerini düşürmek için, şakayla karışık ve belli bir rahatsızlıkla bu ifadeyi yerli yersiz kullanmaya, Riko Bey, Bay Riekerink, Riekerink efendi vs. ile taraftarı birden kızdırmadan usulca deyişi sulandırmaya ve olası kötü saha sonuçları için pusuda beklemeye başladılar. 1-0 kazanılan, sezonun ilk maçıyla birlikte, galibiyete rağmen bu takımdan ve Riekerink'ten bir şey olmayacağını ilan ettiler. Kayseri maçında çok erken oyuncu değişikliği yaptığı, Beşiktaş maçında oyuncu değişiklikleri için hep çok geç kaldığı; oyundan Selçuğu çıkarınca gücünün Selçuk'a yettiği ama Sneijder'i asla kesemeyeceği; Selçuk'un 90 dk oynadığı diğer maçlarda Selçuk'u kesemediği sürece hoca olamayacağı; Sneijder'in oynamadığı maçlarda Sneijdersiz Galatasarayın zevk vermediğini, Sneijder'in oynadığı maçlarda Sneijder'in artık bittiğini ve hemen kesilmesi gerektiğini, Yasin'i oynatınca neden Poldi'yi oynatmadığı, Poldi ile başlayınca Yasin'le başlamamanın skandal olduğu; 4-3-3 oynatırken 4-4-2 oynatması gerekli olduğu, 4-4-2 oynayınca bu sistemle çok açık verdiği ve bunun gibi pek çok şey her maç sonu yazıldı çizildi..

Rıdvan Dilmen'in Beşiktaş maçında çok güzel bir futbolla 1 puan kazanılan maçın ardından başlayarak Galataarayla ilgili her ağzını açtığını açtığında söylediği ilk şey olan  "Riekerink'e rağmen" yorumu, Mehmet Demirkol'un her fırsatta Riekerink teknik direktör değil demesi, Uğur Meleke'nin güya Riekerink'i övmek için kullandığı "Riekerink Dünyanın en iyi teknik direktörü değil ama iyi niyetli deyişi (Allah aşkına Şenol Güneş mi dünyanın en iyi teknik direktörü Abdullah Avcı mı, söyle de çatlatma bizi), Hıncal Uluç'un ipe sapa gelmez yazıları, medyanın işi şansa bırakmayacağını, Riekerink'in taraftar nezdinde değersizleştirilmesi görevinin ne kadar ciddiye alındığını bize gösterdi. Öyle ki iş sadece adi tetikçilere bırakılmamış ve kamu oyu nezdinde önemli etkisi bulunan "elit" kalemşörler devreye sokulmuştu. Maalesef saha skorları üzerinden yapılan bu algı oyunları taraftar nezdinde de karşılık bulmuştur.

Galatasaray deplasmanda Beşiktaş ile berabere kalıyor (geçen sene Galatasaray'ın Beşiktaş orta sahasını geçemeden kaybettiği deplasmandaki Beşiktaş maçı ne kadar da çabuk unutuldu-üstelik o maç olimpiyat stadındaydı) Riekerink çapsız alt yapı hocası, Şenol Güneş dünyanın en büyük hocası ama bu maç özelinde formsuz oluyor; Galatasaray'ın tek kale oynadığı maçta ofsayttan atılan bir golle maçı kazanan Trabzonspor'un hocası Yanal kurt hoca, Galatasaray'ı müthiş çözmüş, Riekerink'le bu iş olmaz deniyor (oysa Galatasaray Karabük ve Adana maçlarını 1-0 geçerken yeterli pozisyon yok Riekerink'in kredisi bitiyor yorumları yapılıyor- Trabzonsporun diğer maçları yorumlanırken Ersun Yanal uyarılarak GS maçı aldatmasın, çok kötü oynayarak şanstan kazandınız deniyor) Galatasaray Başakşehir maçı hadi ortada geçmiş ve Galatasaray çok pas yapmasına rağmen Başakşehir'e yeterince baskı kuramamış olsun, ama nasıl oluyor da iki ataktan iki gol bulan Başakşehir'in hocası Abdullah Avcı müthiş başarılı, Jan Olde Riekerink müthiş başarısız, çapsız, yetersiz olabiliyor?? Maç içinde üç pozisyonda rakiplerini sürklase ederek inanılmaz pozisyonlar hazırlayan Bruma çok etkisiz, maçta sadece biri Sabri'nin ikramı olmak üzere iki kez gözüken ve kısmi tehlike oluşturan Edin Visca çok etkili oluyor, hakemi tartaklamanın dışında serbest vuruştan bir asist yapan ve orta sahada görevini yapan Emre şiir gibi futbol oynamış, takımını maestro gibi yönetmiş olurken, Galatasaray'ın tüm ataklarını şekillendiren, üç çok etkili şutu ve serbest vuruştan bir asisti olan Wesley Sneijder "bitmiş" olabiliyor?? Ama hepsinden daha korkuncu bu yorumlara katılmanın ötesinde sanki kendi düşünceleriymiş gibi bu dayatılmış aptallıkları ekşi sözlükte, arkadaş ortamlarında veya taraftar forumlarında paylaşan bir taraftar kesimi olabiliyor??? Medya gerçekten bu kadar etkili ve Türk insanının ortalama IQ'su gerçekten düşük demek ki..

Galatasaray Başakşehir maçından sonra yapılan yorumlara göre, Fenerbahçe maçının kaybedilmesinin ardından Riekerink'in takımda kalma ihtimali yokmuş (Galatasaray 17 senedir Fenerbahçe'yi sahasında yenemiyor, berabere kaldığı maçlar neredeyse zafer olarak hatırlanıyor ama olsun, 3 milyon euro'ya tolga alınmış, 4'er milyona eren ve serdar aziz alınmış, toplam 14 milyon euro harcanarak tarihin en pahalı ve en iyi GS kadrosu kurulmuş, bunlara rağmen son olarak Manchester United'ı yenmiş zayıf Fenerbahçe'yi yenemiyorsa Riekerink kovulmalı tabii)  .. Peki öyle olsun.. Yani biz aptalız, o kadar ki futbolu bile anlamıyoruz.. Ama şunu söyleyelim, ne yapmaya çalıştığınızı anlıyoruz. Tıpkı Aziz Yıldırım'a ve Fenerbahçe'ye ne yapmaya çalıştığınızı anladığımız gibi; yıllardır hazırlığını yaptığınız Yeni Türkiye'nin kadrolarını şekillendiriyorsunuz ve Jan Olde Riekerink Yeni Türkiye profiline uymuyor.. Fazla düzgün, fazla güzel, fazla bilgili, fazla alçak gönüllü, bir de ne yapsın sarı saçlı mavi gözlü ve taraftar bir kez ona Sarı Saçlım Mavi Gözlüm şarkısı söylemiş, Atatürk' benzetmiş, bu tek başına da yeter, ama sizi asıl korkutan bu değerlerin taraftarda karşılık bulması, bu adamın taraftarca sevilmesi.. Bu taraftar ki Türkiye'nin temsili, bu taraftar ki yarısından çoğu AKP'ye oy vermiş; yarısı diğer yarısının çok sevdiğinden nefret etmiş; tümüyle kutuplaştırılmış bir toplumda yaşıyor ve şimdi, üstelik sadece Galatasaray taraftarı değil, tüm taraftarlar, kutuplaşmadan, fanatikçe değil insanca, güce tapınma yoluyla değil,  estetik beğeniyle, erdeme saygı yoluyla, Atatürk'e benzeyen bu adamı seviyor, onun arkasında duruyor.

Jan Olde Riekerink Galatasaray'da devrimin adıdır. Sessiz sedasız, umutsuzluğa düşmeden, kurtarıcı edalarına girmeden, iyi niyetle ve birlik duygusuyla çalışıldığında kara bulutların nasıl kolayca dağılabileceğini göstermiştir. Belki de ihtiyacımız olan ilk adımın sandığımızdan çok daha küçük olabileceğini göstermiştir. Memleketi kurtarmamız gerektiğinde harici ve dahili bedhahlarımız olacağı ancak içinde bulunduğumuz durumun şartları ne olursa olsun umutsuzluğa kapılmadan gereğini yapmamız gerektiği, bize yaklaşık yüz yıl önce Atamız tarafından söylenmişti ve biz de daha ilk okul öğrencisiyken böyle davranacağımıza dair yemin etmiştik.. Gün bu gündür. Galatasaray Yeni Türkiye'nin takımı Başakşehire yenilmiş, olsun, biz de yeni Türkiye' ye milyon keredir yeniliyoruz, önemi yok, vazgeçmedik, geçmeyeceğiz, yemin ettik, geçemeyiz.

Arkandayız Jan Olde Riekerink, tarihe tanıklık ettiğimizi biliyoruz. Önce sen başaracaksın, sonra biz, hepimiz..