Jan Olde Riekerink Galatasaray'da devrimin adıdır.
Türk basının pelerinli süper kahramanı Mustafa Denizli'nin takımı bırakıp kaçmasının ardından (o kadar hızlı olmuştu ki pelerinini almaya bile fırsat bulamadı) elini taşın altına koyacak kimse bulunamayınca (Bülent korkmaz'ın bile ikna edilemediği, Tafo'nun dahi görevi kabul etmediği bir ortamda), taraftarı sezon sonuna kadar sakinleştirmek için atılan bir yem olma görevini eşi benzeri görülmemiş bir soğukkanlılık ve tevazuyla kabul etmekle kalmayıp, taraftarı sakinleştirmenin çok daha fazlasını yaparak camianın yeniden kenetlenmesini sağlamıştır. O kadar ki, Türkiye kupası finali sezonun belki de en güzel taraftar atmosferine sahne olmuş (BJK'nın yıllar sonra belki de tarihinin en iyi kadrosuyla, yıllarca beklenen yenilenmiş stadıyla ve inanılmaz bir medya desteğiyle şampiyon olduğu bir sezonda) ve neredeyse Beşiktaş'ın şampiyonluk kutlamalarını gölgede bırakmıştır. Tabii, durum böyle olunca, Galatasaray teknik direktörlüğü görevi tekrardan kıymete binmiştir; maçı protokol tribününden izleyen Fatih Terim'in gözlerindeki ifade bu durumu çok iyi anlatır (Galatasaray'ın baskılı oyunu, Podolski'nin güzel bir duran top organizasyonundan gelen golü ve taraftarın coşkusu, Terim'in gözlerinde saklayamadığı bir hoşnutsuzluğa dönüşmüştür).
Sezon başında Jan Olde Riekerink'e bu kez şakacıktan değil, gerçekten teknik direktörlük görevi verilmiştir. Ancak işin perde arkası farklıdır. Önce yönetimden bazı isimler günah keçisi ilan edilerek devre dışı bırakılır. Yenilenen yönetim, daha geniş tabanlara hitap edebilmek için Lucescu veya Fatih Terim'den birini teknik direktörlüğe getirme kararı almış (bunu yaparken Sampaoli, Bielsa, Favre isimleri yem olarak kullanmıştır) ancak Lucescu'nun Zenit'i tercih etmesi ve Fatih Terim'in oyalamaları -Terim Euro 2016'nın sonucunu beklemeyi ve pazarlık kuvvetini artırmayı beklemiştir- yönetimi bir kez daha taraftarın önünde zor durumda bırakmıştır. Bu süreçte Euro 2016 sonuçları rüzgarı Terim'in aleyhine çevirince bu kez yönetim Terim için aceleci olmamayı tercih etmiş, bunu yaparken Thomas Schaaf gibi saygın bir hocayı oyalamış ve en sonunda bir kez daha olası bir başarısızlığı fatura edebilmek ve hem Terim'le pazarlıkta koz olarak kullanmak, hem de zamanı gelince Terim'e yer açmak için, görev Jan Olde Riekerink'e teklif edilmiştir. Doğrusunu söylemek gerekirse, acemi denilen Galatasaray yönetimi bu entrikaları o kadar ustalıkla yönetmiştir ki, saray geleneği dedikleri bu olsa gerek...
Jan Olde Riekerink kötü geçen sezonda yaptıkları ve duruşuyla taraftar arasında belli bir sempati kazanmıştı ve yönetim de buna güvenmişti ama yaz kampında yaşananlar ve taraftar arasında hızla gelişen Riekerink çılgınlığı, ne yönetimin ne de medyanın ön görebileceği bir durum değildi. İdmanlardaki görüntüsü, işine bağlılığı, hazırlık maçlarındaki performans ve en önemlisi basın toplantılarındaki şeffaf, açıklayıcı ve dürüst konuşmaları bir anda milyonlara umut aşıladı. Sezon sonunda tüm takım değişmeden Galatasaray'dan bir şey olmayacağını düşünen taraftarlar, akıllıca yapılan iki üç transferle özlenen Galatasaray'a kavuşulabileceğini hissetti. Öyle ki, bu sene fazla para harcamadan Terim'in gelecek için istediği bir iki oyuncuyu alarak gelecek senenin iskeletini kurma amacındaki yönetim bile, Riekerink'in havasından etkilenerek "acaba olur mu" düşüncesine girdi ve transferin son haftalarında ekstra bir çaba gösterdi. Bruma'nın inanılmaz formu, Tolga'nın takıma ışık hızıyla adapte olması ve Eren'in kusursuz başlangıcıyla yakalanan havayı ise sadece Galatasaray değil, tüm Türkiye fark etti.
Maalesef bu durum Türk futbolunu yönetenlerin hoşuna gitmedi. Riekerink gibi birisinin -mütevazi, kibar, ekonomik, üst yapılarda daha önce büyük bir takımı çalıştırmamış- Galatasaray gibi bir takımda başarılı olması ve taraftarlarca sevilmesi, pek çok kişinin ekonomik kazancını olumsuz etkileyecekti.. Hamza Hamzaoğlu bile Galatasaray teknik direktörü olunca, senelik 2 milyon dolar gibi bir sözleşmeye imza atmış; ve bu ücret medya tarafından "camianın evladı olduğu" için böylesine düşük bir rakama çalışıyor şeklinde yorumlanmıştı (malum, hocayla para konuşulmamış, o sadece önüne konan boş kağıdı imzalamıştı, Terim gibi, Sabri gibi, Umut gibi, Burak gibi...). Milli takımlar direktörümüz sayın Fatih Terim'in teknik direktör olarak ölüsünün yılda 3,5 milyon dolar kazandığını biliyoruz. İşte böyle bir ortamda senelik 900,000 dolarla başarı kazanacak, üstelik hiç bir zaman ben yaptım demeyecek bir teknik direktörlük modeli, piyasa için kabul edilemezdi ve edilmedi.. Galatasaray teknik direktörünün yıllık kazancının azlığı medyada alay konusu yapıldı, alt yapı hocası olması aşağılık bir şeymiş gibi sürekli olarak hakaret gibi kullanıldı, basına karşı olan kibarlığı bir zaaf görülerek yüzüne karşı açıkça saygısızlık yapıldı. Jan Olde Riekerink ise tüm bunlara aldırmadan sadece işini yaptı ve her hareketiyle bu işi ne kadar çok sevdiğini belli etti.
Medya tetikçileri üzerine düşeni büyük bir coşkuyla yaptı yapmasına ama, aşırı coşku nedeniyle seviyesizliğin ölçüsünü fazla kaçırmaları taraftarda ters yönde bir etki yaptı. "Riekerink Bey diyeceksiniz" o kadar kuvvetli bir cevaptı ki, medya geri adım atmak durumunda kaldı. Bu arada Riekerink'in ülke futbolu için oluşturduğu tehdit ekonomik boyutunu aşarak sosyal bir boyut ta kazandı ve belki de bardağı taşıran bu oldu, böylece çok daha ciddi ve dikkatli bir değersizleştirme oprasyonu başlatıldı. Önce agresif yandaş medya kanalları, sonra ılımlı yandaş medya kanalları (Aspor, Beyaz tv, NTV) Riekerink Bey lafının değerini düşürmek için, şakayla karışık ve belli bir rahatsızlıkla bu ifadeyi yerli yersiz kullanmaya, Riko Bey, Bay Riekerink, Riekerink efendi vs. ile taraftarı birden kızdırmadan usulca deyişi sulandırmaya ve olası kötü saha sonuçları için pusuda beklemeye başladılar. 1-0 kazanılan, sezonun ilk maçıyla birlikte, galibiyete rağmen bu takımdan ve Riekerink'ten bir şey olmayacağını ilan ettiler. Kayseri maçında çok erken oyuncu değişikliği yaptığı, Beşiktaş maçında oyuncu değişiklikleri için hep çok geç kaldığı; oyundan Selçuğu çıkarınca gücünün Selçuk'a yettiği ama Sneijder'i asla kesemeyeceği; Selçuk'un 90 dk oynadığı diğer maçlarda Selçuk'u kesemediği sürece hoca olamayacağı; Sneijder'in oynamadığı maçlarda Sneijdersiz Galatasarayın zevk vermediğini, Sneijder'in oynadığı maçlarda Sneijder'in artık bittiğini ve hemen kesilmesi gerektiğini, Yasin'i oynatınca neden Poldi'yi oynatmadığı, Poldi ile başlayınca Yasin'le başlamamanın skandal olduğu; 4-3-3 oynatırken 4-4-2 oynatması gerekli olduğu, 4-4-2 oynayınca bu sistemle çok açık verdiği ve bunun gibi pek çok şey her maç sonu yazıldı çizildi..
Rıdvan Dilmen'in Beşiktaş maçında çok güzel bir futbolla 1 puan kazanılan maçın ardından başlayarak Galataarayla ilgili her ağzını açtığını açtığında söylediği ilk şey olan "Riekerink'e rağmen" yorumu, Mehmet Demirkol'un her fırsatta Riekerink teknik direktör değil demesi, Uğur Meleke'nin güya Riekerink'i övmek için kullandığı "Riekerink Dünyanın en iyi teknik direktörü değil ama iyi niyetli deyişi (Allah aşkına Şenol Güneş mi dünyanın en iyi teknik direktörü Abdullah Avcı mı, söyle de çatlatma bizi), Hıncal Uluç'un ipe sapa gelmez yazıları, medyanın işi şansa bırakmayacağını, Riekerink'in taraftar nezdinde değersizleştirilmesi görevinin ne kadar ciddiye alındığını bize gösterdi. Öyle ki iş sadece adi tetikçilere bırakılmamış ve kamu oyu nezdinde önemli etkisi bulunan "elit" kalemşörler devreye sokulmuştu. Maalesef saha skorları üzerinden yapılan bu algı oyunları taraftar nezdinde de karşılık bulmuştur.
Galatasaray deplasmanda Beşiktaş ile berabere kalıyor (geçen sene Galatasaray'ın Beşiktaş orta sahasını geçemeden kaybettiği deplasmandaki Beşiktaş maçı ne kadar da çabuk unutuldu-üstelik o maç olimpiyat stadındaydı) Riekerink çapsız alt yapı hocası, Şenol Güneş dünyanın en büyük hocası ama bu maç özelinde formsuz oluyor; Galatasaray'ın tek kale oynadığı maçta ofsayttan atılan bir golle maçı kazanan Trabzonspor'un hocası Yanal kurt hoca, Galatasaray'ı müthiş çözmüş, Riekerink'le bu iş olmaz deniyor (oysa Galatasaray Karabük ve Adana maçlarını 1-0 geçerken yeterli pozisyon yok Riekerink'in kredisi bitiyor yorumları yapılıyor- Trabzonsporun diğer maçları yorumlanırken Ersun Yanal uyarılarak GS maçı aldatmasın, çok kötü oynayarak şanstan kazandınız deniyor) Galatasaray Başakşehir maçı hadi ortada geçmiş ve Galatasaray çok pas yapmasına rağmen Başakşehir'e yeterince baskı kuramamış olsun, ama nasıl oluyor da iki ataktan iki gol bulan Başakşehir'in hocası Abdullah Avcı müthiş başarılı, Jan Olde Riekerink müthiş başarısız, çapsız, yetersiz olabiliyor?? Maç içinde üç pozisyonda rakiplerini sürklase ederek inanılmaz pozisyonlar hazırlayan Bruma çok etkisiz, maçta sadece biri Sabri'nin ikramı olmak üzere iki kez gözüken ve kısmi tehlike oluşturan Edin Visca çok etkili oluyor, hakemi tartaklamanın dışında serbest vuruştan bir asist yapan ve orta sahada görevini yapan Emre şiir gibi futbol oynamış, takımını maestro gibi yönetmiş olurken, Galatasaray'ın tüm ataklarını şekillendiren, üç çok etkili şutu ve serbest vuruştan bir asisti olan Wesley Sneijder "bitmiş" olabiliyor?? Ama hepsinden daha korkuncu bu yorumlara katılmanın ötesinde sanki kendi düşünceleriymiş gibi bu dayatılmış aptallıkları ekşi sözlükte, arkadaş ortamlarında veya taraftar forumlarında paylaşan bir taraftar kesimi olabiliyor??? Medya gerçekten bu kadar etkili ve Türk insanının ortalama IQ'su gerçekten düşük demek ki..
Galatasaray Başakşehir maçından sonra yapılan yorumlara göre, Fenerbahçe maçının kaybedilmesinin ardından Riekerink'in takımda kalma ihtimali yokmuş (Galatasaray 17 senedir Fenerbahçe'yi sahasında yenemiyor, berabere kaldığı maçlar neredeyse zafer olarak hatırlanıyor ama olsun, 3 milyon euro'ya tolga alınmış, 4'er milyona eren ve serdar aziz alınmış, toplam 14 milyon euro harcanarak tarihin en pahalı ve en iyi GS kadrosu kurulmuş, bunlara rağmen son olarak Manchester United'ı yenmiş zayıf Fenerbahçe'yi yenemiyorsa Riekerink kovulmalı tabii) .. Peki öyle olsun.. Yani biz aptalız, o kadar ki futbolu bile anlamıyoruz.. Ama şunu söyleyelim, ne yapmaya çalıştığınızı anlıyoruz. Tıpkı Aziz Yıldırım'a ve Fenerbahçe'ye ne yapmaya çalıştığınızı anladığımız gibi; yıllardır hazırlığını yaptığınız Yeni Türkiye'nin kadrolarını şekillendiriyorsunuz ve Jan Olde Riekerink Yeni Türkiye profiline uymuyor.. Fazla düzgün, fazla güzel, fazla bilgili, fazla alçak gönüllü, bir de ne yapsın sarı saçlı mavi gözlü ve taraftar bir kez ona Sarı Saçlım Mavi Gözlüm şarkısı söylemiş, Atatürk' benzetmiş, bu tek başına da yeter, ama sizi asıl korkutan bu değerlerin taraftarda karşılık bulması, bu adamın taraftarca sevilmesi.. Bu taraftar ki Türkiye'nin temsili, bu taraftar ki yarısından çoğu AKP'ye oy vermiş; yarısı diğer yarısının çok sevdiğinden nefret etmiş; tümüyle kutuplaştırılmış bir toplumda yaşıyor ve şimdi, üstelik sadece Galatasaray taraftarı değil, tüm taraftarlar, kutuplaşmadan, fanatikçe değil insanca, güce tapınma yoluyla değil, estetik beğeniyle, erdeme saygı yoluyla, Atatürk'e benzeyen bu adamı seviyor, onun arkasında duruyor.
Jan Olde Riekerink Galatasaray'da devrimin adıdır. Sessiz sedasız, umutsuzluğa düşmeden, kurtarıcı edalarına girmeden, iyi niyetle ve birlik duygusuyla çalışıldığında kara bulutların nasıl kolayca dağılabileceğini göstermiştir. Belki de ihtiyacımız olan ilk adımın sandığımızdan çok daha küçük olabileceğini göstermiştir. Memleketi kurtarmamız gerektiğinde harici ve dahili bedhahlarımız olacağı ancak içinde bulunduğumuz durumun şartları ne olursa olsun umutsuzluğa kapılmadan gereğini yapmamız gerektiği, bize yaklaşık yüz yıl önce Atamız tarafından söylenmişti ve biz de daha ilk okul öğrencisiyken böyle davranacağımıza dair yemin etmiştik.. Gün bu gündür. Galatasaray Yeni Türkiye'nin takımı Başakşehire yenilmiş, olsun, biz de yeni Türkiye' ye milyon keredir yeniliyoruz, önemi yok, vazgeçmedik, geçmeyeceğiz, yemin ettik, geçemeyiz.
Arkandayız Jan Olde Riekerink, tarihe tanıklık ettiğimizi biliyoruz. Önce sen başaracaksın, sonra biz, hepimiz..
Kalemine sağlık kardeşim... Emek harcamış ve uzun uzun, ayrıntısıyla yazmışsın JOR'a yapılmak istenilen operasyonun. Müsadenle tweeterda paylaşacağım...
YanıtlaSil