19 Nisan 2017 Çarşamba

Başakşehir Hezimeti ve Tudor'un Kader Haftası

Kader Çarkı
Türkiye'nin kaderini belirleyecek referandum öncesi Galatasaray'ın ve Tudor'un kaderini etkileyecek bir maçtı..  Sonuçta, Yeni Türkiye'nin sembol takımı, Galatasaray'a zamanın değiştiğini bu sezon üçüncü defa hatırlattı. Üstelik bu sefer ne hakem, ne şans faktörü mazeret gösterilemeyecek bir şekilde, adeta Galatasaray'ı sahadan silerek kazandılar zaferlerini..  Referandum haritasıyla birlikte değerlendirildiğinde, sanki Galatasaray bir zamanların Dünya İmparatorluğu, şimdi ise tek bir şehrinin ismiyle anılan Bizans ve Başakşehir de bu medeniyetin yanı başında, sessiz sedasız büyüyen, Anadolu Selçuklu devleti (Pontus ta bu kez sultanın yanında üstelik) ...

Sezona beklenmedik bir taraftar desteğiyle başlayan Jan Olde Riekerink için kovulma tehlikesi ilk yarıdaki Başakşehir yenilgisiyle başlamış ve Fenerbahçe maçı kader maçı olarak işaret edilmişti; Riekerink sonrası inanılmaz bir taraftar desteğiyle göreve getirilen Tudor da, Başakşehir hezimeti sonrası medya tarafından istenmeyen adam ilan edildi.. İlginç bir şekilde, ligin ilk yarısında milli maç arası, ikinci yarıda ise seçim nedeniyle olmak üzere, Başakşehir hezimeti ve Fenerbahçe derbisi arasına, iki haftalık boşluklar denk geldi.

Galatasaray ve Yeni Türkiye
Yeni Türkiye'nin sloganı istikrar, malum, ve medya bu konuda çok iddialı.. Riekerink'i hep aynı kadro ve tatktikle sahaya çıkıyor, takım koşmuyor sadece pas yapıyor diye eleştiriken; Tudor'u sürekli kadro ve taktik değiştiriyor, takım sadece koşuyor ama bu takım Riekerink'in pas oyununu oynamalı diyerek eleştiriyor.. Şampiyonluk iddiası için Riekerink mutlaka gönderilmeli diyenler, şimdi Riekerink gönderildiği için şampiyonluk şansının bittiğini yazıyor.. Medya kararlı, Galatasaray Yeni Türkiye'ye göre yeniden dizayn edilecek...

Futbol
Bu maçta futbol konuşacaksak, haklarını verelim, Başakşehiri konuşmamız gerekir.. Lakin, insan başakşehir hakkında ne kadar konuşabilir.. Evet, sahaya çok iyi yayılan, sahanın genişliği sonuna kadar kullanan ve takım boyunu çok kısa tutan bir takım. Sahadaki dizilişleri, eni boyundan uzun bir dikdörtgen gibi, 4-6-0..
Stratejilerinin temelinde ön alan baskısı var; kazandıkları toplarla geriden ters kanata uzun paslarla hızlı atağa kalkıyorlar; Adebayor sola, Mossoro sağa kayarak, Visca ve Cengiz'e alan açıyor; sağ tarafta açılan boşluklardan Caicera bindirirken, sol bek ataklara katılmıyor.
Başakşehir'in atakları, genellikle kaptıkları toptan sonra atılan hızlı diyagonal paslarla başlıyor; bu paslar genellikle Adebayor'un ve Cengiz'in bulunduğu sol kanata doğru atılıyor; Adebayor indiriyor, Cengiz oyun kuruyor; kurulan oyun da esas olarak topu enlemesine sağ kanada taşımak ve ataklar da buradan, sağ kanattan yapılan ortalarla sonlandırılıyor.
Özellikle Adebayor'un sürekli sola kaçması eşleşme problemi yaratıyor; bu maçta Semih'in günah keçisi yapılmasının altında yatan da buydu; hatırlayacak olursak ligin ilk yarısında Adebayor'un yaptıklarını Mehmet Batdal yapmıştı. O maçta Uğur'un ortasında Sabri'nin üzerinden kafa vuran Mehmet Batdal'ı izlemiştik, bu maçta Caicera'nın ortasında Chedjou ve Semih'in üzerinden kafayı vuran Adebayordu.. İtiraf edelim, aynı taktikle Galatasaray'a bir kez daha üstünlük sağlayabiliyorlarsa, bu önemli bir teknik direktör ve sistem başarısıdır ama Galatasaray teknik heyeti açısından da aynı derecede bir başarısızlıktır.

Kadro, Diziliş, Analiz
Maç Önü
Galatasaray iki haftadır dörtlü defans hattıyla oynuyor; bu hattın sol kanadı hücuma katılırken sağ taraf sabit kalıyor. Sol kanatta Adana maçındaki performansıyla beğeni toplayan Linnes, sağ tarafta Semih, stoperde Çalık ve Chedjou var. Orta ikili Selçuk ve Josue; önlerinde Bruma, Yasin ve Rodrigues ve en uçta Eren..
Başakşehir de 4'lü savunmayla oynuyor; onların hücum kanatları ise sağ taraf.. Sağda Caicera, solda Alparslan, ortada Epureanu, Yalçın.. Orta Sahada Emre ve Mahmut, önlerinde sağ kanada yakın Mossoro, sağ çizgide Visca, sol çizgide Cengiz ve en önde sola yakın Adebayor var.
Savunma kurgusu
Tudor rakibin hücum planının kanat organizasyonlarına bağlı olduğunu düşündüğünden olsa gerek 4'lü savunma ve önlerinde 4'lü orta saha ile maça başladı ama bu taktik rakibin Galatasarayı sol kanadından (B.şehir'in sağ kanadından) çökertmelerine engel olamadı. Öncelikle kabul etmek gerekir ki, Linnes defansif açından Tarık Çamdal kadar yetersiz bir oyuncu. Üstelik önünde oynayan Bruma'dan da destek görmeyince bu zaaf iyice belirginleşiyor. Burada, Tudor'un forvet arkasında Yasin'i oynatmasının garipliği daha da göze çarpıyor; Yasin'i sol kanatta oynatsa ya da en azından top rakipteyken Yasin ve Bruma'nın görevlerini değiştirip rakip beki Yasin'e kovalatsa o zaman bu kadro tercihi daha anlamlı olabilirdi belki..
Savunma oyuncuları
Adebayor'u tutması için oynatılan Chedjou, benzersiz bir performans göstererek Adebayor'a üç gol attırdı.. Üç pozisyonda da ne yaptığı belli değil. Böyle bir performanstan sonra Florya'ya ayak bastırılmamalı.. Maçın seyrini belirleyen ilk golde Ahmet Çalık çok hatalı, Chedjou'yu zaten denklemden çıkartmak lazım, Linnes'in Visca'ya orta açtırması da normal olduğuna göre,  Adebayoru savunmak sağ bek Semih'e kalıyor ve herkes uyurken Adebayor'un önündeki topa hamle yapıyor, ancak top Mossoro'nun önüne düşüyor ve pozisyonun devamında Adebayor golü atıyor. İlginç bir şekilde ihale Semih'e kalıyor. İkinci gol yine sol kanattan, bu kez Caicera'nın ortasında Adebayor'un Chedjou üzerinden vurduğu kafa ile geliyor. Üçüncü gol yine sol kanattan geliyor, Caicera'nın uzun pasında topla buluşan Visca Ahmet'i geçiyor Muslera'ya çarparak havalanan topta, Chedjou ortadan kaybolmayı başarıyor, Adebayor Semih'in üzerinden kafayı vuruyor; suç yine Semih'e kalıyor. Bu üç golde de ne yaptıkları belli olmayan, buna karşın Semih kadar tepki çekmeyen iki hayalet isim var savunma hattında; Linnes ve Chedjou.. Çalık iyi bir oyuncu olabilir ama inanılmaz hatalar yapıyor, bence 4'lü defans oynanacaksa Hakan Balta tercih edilmeli, ama üçlü defans hattının kenarları için iyi bir seçenek olabilir.
Günah keçisi Semih
Galatasaray 4-0 yenilmişken Semih elbette ki maçın yıldızı değildi ama savunmanın tartışmasız en iyi oyuncusuydu; geriden oyun kurma görevi ondaydı ve pas yüzdesi yüksekti, sağ kanatta bir kez Cengiz'e geçildi ve onda da önemli bir pozisyon yarattı rakip takım ama bu bir daha tekrarlanmadı.
Orta Saha
Selçuk ve Josue hattı süpürüldü. Defansif açıdan özellikle Selçuk çok etkisizdi. Mossoro sürekli sol çizgiye kayarken onu takip etmedi ve maçın seyrini değiştiren ilk goldeki hatalar zinciri onunla başladı. Tudor çok ilginç bir teknik direktör; üçlü defansla dar alanda kompakt bir futbol oynatmaya çalışırken Tolga'ya şans veriyordu. Oysa, o oyunda Tolga yerine pas becerisi daha yüksek Josue'yi tercih etmek daha mantıklı olabilirdi. Rakibin oyun boyunu kısa tutarak, takım halinde topun gerisine geçtiği ve kazandıkları toplarla oyunu çok hızlı bir şekilde genişlettiği böyle bir maçta; üstelik Galatasaray Riekerink'in oyun felsefesiyle pas oyunuyla sahaya yayılmaya çalışırken, geniş alanda sürekli koşarak tüm açıkları kapatabilen Tolga ile oyuna başlamamasını anlayamıyorum. Benzer şekilde, Sneijder'i sol kenara hapsedip Yasini on numara pozisyonunda oynatmasının sebebini anlamak zor. Sneijder bu maçta da skor 3-0 ken ve Rodrigues'in yerine, sol kanatta oynamak üzere oyuna girdi.

Fenerbahçe Maçı
Advocaat maçı stadda izledi ve maç boyunca keyfi pek yerindeydi. Galatasaray'ın önde baskı yapan takımlara karşı zorlandığını herkes biliyor, zaten böyle oynayarak ilk yarıdaki maçı kazanmıştı Fenerbahçe. Topun arkasına geçecekler ve kapacakları topları hızlı kullanıp Lens, Volkan veya Atıf ile kanatlardan hızlı ataklar gerçekleştirmeye çalışacaklardır. İlk maçta neredeyse tüm takım adam adama savunma yapmış ve özellikle beklerin oyun kurma girişimlerinde ciddi baskı yapmışlardı.

Galatasaray Fenerbahçe maçına üçlü savunmayla başlamalı, aksi takdirde rakibin baskısı karşısında çok zorlanır. Oyunu mümkün olduğunca dar alanda oynaması ve Fenerbahçe'yi bloklarının arasına sokmaması; hızlı ataklarla gol araması gerekir.. Üçlü defansın önünde özellikle kanat savunmasına yardımcı olması adına Tolga'nın mutlaka oynaması gerekir, hatta mümkün olsa, iki Tolga ile başlanır ama mevcut kadroda, Tolga'nın yanında oynaması gereken kişi Josue'dir.

Sol kanatta mutlaka Rodrigues'in başlaması gerekir, sağ kanatta zaten Yasin'e görev verilecektir. Sneijder'e ve Bruma'ya serbestlik verilmesi hücum etkinliğini artıracaktır. Santraforda Podolski ile başlamak tercih edilebilir; onun uzaktan şutları seyirci desteğini almayı kolaylaştırır ve rakibi hataya zorlayabilir.

Savunmada ise Trabzon maçındaki kadroya dönülebilir, Carole, Semih, Cavanda.. Bence bu sezonki kombinasyonlar arasında en iyi savunma performansını vereniydi..

7 Nisan 2017 Cuma

Trabzonspor Yenilgisi: Başakşehir ve Fenerbahçe Maçları Öncesi Dersler

Trabzonspor-Galatasaray Maç Özeti:
Galatasarayın Beşiktaş maçındakine benzer bir anlayışla 3-4-2-1 dizilişiyle sahada çıktığı; Trabzonspor'un orta sahayı pas yapmadan geçmeye çalışarak ileride ölümcül bir baskı uyguladığı ve biri duran toptan, biri de rakip sahada stoper ile bek arasındaki bir pas hatası sonucu kazandıkları topla başlayıp, 3 pasla gelişen bir hızlı atak sonucu atılmak suretiyle 2 gol atarak kazandığı; Galatasaray'ın 2 penaltısının verilmediği; Tolga'nın ıskartaya çıktığı, pozisyonsuz, ilginç bir maç..
Diziliş ve Oyuncu Analizi
Geri üçlüde Carole, Semih, Cavanda; Orta ikilide Selçuk, Tolga; Kenarlarda Yasin, Linnes; Sol önde Sneijder, Sağ Önde Bruma; Forvet Podolski...
Defans Hattı
Carole stoperler arasından topla birlikte çıkan ve geride oyunu kuran isimdi; 2. golde linnes'in kullandığı taç atışında topu geriye dönmek yerine, pres yiyen linnes'e vermeye çalışması Trabzonsporun golüne neden oldu, bu pozisyon dışında ilk yarıda Cavanda'nın ofsaytı bozduğunu fark etmeyerek Castillo'u kaçırdı ve bu pozisyon, Yusuf Yazıcının direkten dönen şutuyla noktalandı.. Bu iki pozisyon dışında neredeyse kusursuz oynadı ama akılda kalan sadece bu iki hata oldu..
Semih ve Cavanda hatasız oynadılar.
Kenar Oyuncuları
Yasin maça sol kanatta başladı, Trabzonspor'un golünden sonra sağ kanada geçti. Bu değişikliğin sebebi, Trabzonspor'un özellikle sol kanattaki yoğun baskısı ve Galatasaray'ın bu kanattan oyun kurmasına izin vermemesi nedeniyle Yasin'in kanadından hücum etkinliğinin neredeyse olmaması ve özellikle Olcay ve Pereira ile Trabzon'un bu kanattan atak yapma girişimlerinin önlenmesiydi.. Wesley Sneijder'in Pereira'yı takip etmemesi ve Yasin'e savunmada destek olmaması şüphesiz Trabzon'un işini kolaylaştırdı..
Linnes sağ kanatta başladığı maçta Trabzon'un en etkili oyuncusu Castillo'yu karşılamak durumunda kaldı ve bu görevinde başarısız olduğunu söyleyemeyiz; bir kaç pozisyonda rakip defansın arkasına sarktı, hücuma destek olmaya çalıştı. Sol kanada geçtikten sonra da hücuma destek olmaya ve defansif görevlerini yerine getirmeye çalıştı ama Trabzonspor'un onun kanadında çoğalması nedeniyle zor anlar yaşadı, bir pozisyonda Olcay'ı arkasına kaçırdı ve Trabzonspor'un golü geldi. 60. dakika'ya gelirken yerini Rodrigues'e bıraktı ve bu değişiklikle Galatasaray oyunu rakip sahaya taşımaya başladı.
Selçuk ve Tolga
Maç boyunca pres altındaydılar, Trabzonspor orta sahayı paslaşmadan geçtiği için takım savunması adına önemli bir rolleri olmadı; esas görevleri oyun kurmaktı ve bu görevi Selçuk tek başına yapmaya çalıştı. Bu durumun benzerini Sezonun ilk yarısında Fenerbahçe maçında izlemiştik. Tolga maç içinde ciddi bir hata yapmamasına ve ileri geri koşmasına rağmen gereksiz eleman görünümündeydi; ancak bu durum onun suçundan ziyade Ersun Yanal'ın başarısı ve Tudor'un hatası olarak değerlendirilebilir.
Wesley Sneijder
Tudor'un sisteminde ona yer yok yorumunu haklı çıkartan bir görüntü vardı sahada; aslında ilk yarıda yenilen gole kadar maç ortada geçiyor ve Galatasaray atakları daha organize gelişiyordu ve tüm Galatasaray atakları Sneijder'in etkili paslarıyla başlıyordu. Buna karşın sol kenara hapsolmuş, ama ne kenarı savunabilen ne de kenardan bindiren, daha çok sahanın soluna sabitlenmiş bir oyun kurucu gibiydi Sneijder. Sanki konsantre değildi veya morali bozuktu ve bir şeylerin ters gittiği yüzünden belliydi. Trabzonspor'un ilk golünde Castillo'yu takip etmeyerek belki de gole neden olan kişiydi. Maç boyunca Yasin ve Linnes'in savunmasına hiç yardım etmedi. Burada şunu belirtmemiz gerekir ki, Tudor eğer Sneijder ile başlayacaksa, sistemini biraz esneterek 3-4-1-2'yi deneyebilir ve Sneijder'i on numara pozisyonunda oynatabilirdi, ya da risk alarak Selçuk'un yanında orta sahada görev verebilir ve maça Tolga'nın yerine Rodrigues ile başlayabilirdi. Zira Sneijder'in kanatta oynayabileceği günler 2010 dünya kupasıyla son bulmuştu; ilk geldiği günden beri sol önde oynamayı sevmediğini belli ediyor ve bekleri kovalamayacağını gösteriyordu. Fatih Terim ile tartışmaları da bu yüzden olmuştu.
Podolski ve Bruma
Podolski Trabzon savunmasının arasında kayboldu, pivot olamadı, savunmaya yardım etmedi, hücumda etkisizdi ve Galatasaray'ın ileride çoğalamamasında onun hareketsizliğinin de rolü vardı. Bruma sağ kanatta etkili olamadı; onun etkili olması santrafor, 10 numara ve bekle yapacağı pas alışverişlerine bağlı, Galatasarayın pas istasyonları sol tarafta, pasın atılacağı isim ise sağda olunca Galatasaray Trabzonspor'un planlarının tutmasına yardım etmiş oldu. Hafta içinde milli takıma çağrılmayı beklerken bir kez daha U-21 takımına çağrıldığını görmek moralini bozmuş olabilir ve kuşkusuz ki oyunu bundan etkilenmiş olabilir. Ancak bunlar Tudor'un Bruma ve Sneijder'den yeterli verim alamadığı gerçeğini değiştirmez.
Yenilen Goller
Trabzonspor'un duran toptan attığı gol sonrası Igor Tudor, "normalde köşe vuruşlarına 5-6 kişiyle gidilir, onlar o pozisyonda 7 kişiyle geldiler ve golü attılar" açıklamasını yaptı ve bu açıklama basında dalga konusu yapıldı. Oysa, muhteşem bir açıklamaydı ve olay bu kadar basitti. Adam adama savunma yaptığımız ve kalenin içine 2 adam koyduğumuz bir pozisyonda, normalde ceza sahası dışında bekleyen Castillo'nun bir anda karar değiştirip ceza sahasına koşması ve hemen yanındaki Sneijder'in onu takip etmeyişi sonucunda, Castillo bomboş durumda kaldı ve gol geldi.. Bu saha içinde gerçekleşen bir olaydı ve Sneijder'in buna tepki verebilmesi gerekirdi..
Trabzonspor pas yapmayan, rakip sahada kapacağı toplarla etkili olmaya çalışan bir takım ve bu takıma karşı yapılacak son şey kendi yarı alanında top kaptırmaktır. Galatasaray'ın yediği ikinci gol, kendi yarı sahasından Linnes tarafından gerideki Carole'ye doğru kullanılan bir taç atışında kaptırılan topla geldi. Burada yine Sneijder'in veya Podolski'nin taç atışı için kendini göstermeyişi ve zaten tek taktiği pres olan bir takıma taç atılacak oyuncunun açık hedef gösterilmesi, belki çok küçük detaylar olarak gözükebilir maçı izlerken, ama çoğu zaman sonucu belirleyen bu küçük detaylardır. Carole kaleciye dönmek yerine, Olcay'ın baskısında panikleyip topu tekrar linnese atmaya çalışınca pereira araya girdi, Linnes Olcay'ı kaçırdı, DameDoy merkezi boşalttı, Yusuf oraya koştu, Olcay Yusuf'a attı ve gol..  Futbol bu kadar basit bir oyun ve bu yüzden bu kadar zor..
Igor Tudor
Bu maç sonrası Galatasaray'ın üçlü savunmayı bırakması gerektiği yazıldı çizildi. Oysa sahada olup bitenin nedeni 3'lü savunma falan değildi, 3'lü savunma bu maç özelinde çok da başarılıydı. Galatasaray bu sezon önde baskı uygulayan takımlara karşı çok zorlandı, bunların en şiddetlisi Kadıköy'deki Fenerbahçe maçıydı ve o maç Galatasaray'ın sezon başında yakaladığı havayı kaybetmesine ve Riekerink'in taraftar nezdindeki desteğini kaybetmesine yol açmıştı. Aslında 3'lü savunma, önde baskı yapan takımlara karşı oldukça iyi bir silahtır. Oyun merkezinde daha kalabalık olmaya ve baskıyı kırmaya olanak sağlar. Ama bunun olabilmesi için hazırlık paslarının defans üçlüsü ve merkez orta saha oyuncuları arasında başlaması ve merkez oyuncuların oyunu hızlı bir şekilde kanatlara yönlendirebilmesi gerekir;  oyunu kenarlardan kurmaya çalışırsanız kolaylıkla baskı yersiniz; hele de kenardan top sürerek çıkmaya çalışırsanız, rakibin gol pozisyonlarını kendiniz hazırlamış olursunuz. Bu basit bir kovalamaca oyunu gibidir, merkezden köşeye, köşeden tekrar merkeze, aynı doğrultuda değil, zikzak çizerek ilerlemeye ve çıkmaz sokaklardan kaçmaya çalışmanız gerekir.
Bu maçı değerlendirirsek, oyunu kenarlara açacak pasları atan oyuncu Sneijder, diziliş gereği atılacak paslara koşması gereken kenar oyuncusu konumundaydı. Buna karşın bir kez linnes'i bir kez de Bruma'yı kaçırmayı başardı. Tolga'dan böyle bir görev beklemek hayalcilik olur ve Selçuk tek başına bunun üstesinden gelemez. Tudor eğer Sneijder'e  istediği 10 numara özgürlüğünü vermiş olsaydı, en azından Bruma üzerinden kontraatak tehdidi oluşturabilir ve baskıyı kırabilirdik. Ama daha da doğru bir hamle oyuna Selçuk-Josue merkez orta sahası ile başlamak olurdu.
Buna karşın, Tudor'un maç içindeki hamleleri çok olumluydu; ilk olarak Yasin'i sağ kanada alarak etkinliğini artırdı, aksayan linnes'in yerine Rodrigues'i aldı ve her iki kenarı kontrol altına almayı başardı. Sneijder ve Tolga'nın yerine josue ve Sinan'ın girmesiyle, 3-4-3 için ideal bir kadro bulmuş oldu. Aslında bu kadro ile maça başlasaydı, çok daha dengeli bir takım izleyebilirdik.
Sonuç ve Tartışma
Trabzonspor yenilgisi bir yol kazası olarak değerlendirebilir, her ne kadar şampiyonluk yolunda önemli bir kayıp olsa da geleceğe yönelik olumlu işaretler verdi. En azından Selçuk-Josue tandemin işlediğini ve Cavanda'nın stoper bölgesi için ciddi bir alternatif olduğunu gördük. Ayrıca, bize karşı önde baskı kurmayı deneyebilecek Başakşehir ve Fenerbahçe maçları öncesinde önemli bir hazırlık maçı oldu ve hataların ortaya koyulmasını sağladı.
Eğer Başakşehir ve Fenerbahçe maçlarında Linnes ile başlanacaksa, önünde Rodrigues veya Yasin'in tercih edilmesi yerinde olur zira Linnes sol kenarı tek başına taşıyamıyor. Eğer Sneijder ile başlanacaksa, sol kenar da oynayacak isim Rodrigues olmalı ve Sneijder'e özgürlük tanınmalıdır. Ve eğer Sneijder ile birlikte Bruma da oynayacaksa, Bruma'nın sık sık sol kenara deplase olmasını sağlayacak bir sistem kurulmalıdır.
Özellikle deplasmandaki Başakşehir maçında Galatasaray'ın santraforu Eren olmalıdır.
Bruma'nın oynamadığı maçlarda Eren-Podolski forvet hattı denenebilir, bu ya 4-4-2 ile ya da 3-4-1-2 ile uygulanabilir, zorluk seviyesi daha yüksek maçlarda kanatlarda Rodrigues ve Yasin gibi ofansif özellikleri güçlü oyuncuları kullanmak şartıyla, 3-4-1-2 merkezi kalabalık tutarak baskıyı kırmak ve daha etkili pozisyonlar üretmek için avantaj sağlayabilir. Burada 10 numara olarak Sneijderi kullanmak gerekir.
Selçuk Josue tandemi Galatasaray için vazgeçilmez, bu düzene sezon sonunda kavuşmuş olmak yazık ama her şey bitmiş değil. Bu ikili orta saha ile inanılmaz bir taktik esneklik sağlanabilir; ister üçlü ister dörtlü savunma; sneijderli veya sneijdersiz bir hücum hattı; tek veya çift forvet, hepsi mümkün...

  

11 Mart 2017 Cumartesi

Sistem

Sistem
Galatasaray Antalyaspor maçında 3-4-3 değil 3-4-1-2 dizilişiyle sahadaydı . Bruma serbest forvet olarak oynadı. Galatasaray'ın bu sezon 3'lü savunmayı denediği önceki maçlarda (Kayserispor, Rizespor ve Beşiktaş) 3-4-3 dizilişiyle oynadığını hatırlayalım. Bu değişiklikle amaçlanan, Galatasaray'ın oturmuş hücum planlarının daha kolay hayata geçirilmesiydi. .. 

Nitekim, Antalyaspor maçında atılan ilk iki gol tipik Galatasaray golleri, tamamen bu sezon ki takım alışkanlıklarının ürünü; Bruma ile kanatlardan ileriye hızla taşınan top 1. ve 2. bölgede yapılan hazırlık pasları sonunda tekrar kanattaki Bruma'ya gelir, onun içeri driblingiyle açılan alanda 10 numaranın merkezde olduğu kısa ve hızlı paslaşmalarla merkezden pozisyon bulunur.. 

Bu maçta Sneijder sakat olduğu için yerine Josue oynadı ve oldukça etkili oldu ancak Josue'nin bu performansını överken bu sistemde Wesley Sneijder'e yer olmadığını söylemek ya kötü niyet ya da zeka sınırlılığıdır ki her ikisi de ülkemizde sık karşılaşılan durumlar olduğundan, bu ayrımı yapmak çok kolay değil..

Bruma'yı serbest forvet olarak oynatmanın bir diğer avantajı da, oyun Bruma'nın bulunduğu kanatta kalabalıklaştığı için, bu kanatta yapılacak top kayıplarının ardından gelişecek kontra ataklarda rakibi karşılayacak bir kenar oyuncusunu garanti etmek-ki buna rağmen Galatasaray'ın yediği ikinci gol, Galatasaray'ın bu sezon yediği diğer pek çol gol gibi, tam da bu şekilde gelişti (elbette o pozisyonda Eren'e yapılan açık faulü kimse konuşma gereği duymadı).

Yasin-Rodrigues-Bruma
Yasin ve Rodrigues  3-5-2 dizilişlerinde kenarlarda etkili olabilecek oyuncular. Takımı hızla ileriye ileri taşıyabilirler ve hücumda pas istasyonu oluştururlar. Bruma'da benzer şekilde, takımı ileriye taşımada çok etkili bir oyuncu, ancak onun takım sahaya yayıldıktan sonra, kanatlardan merkeze doğru yaptığı driblingler o kadar etkili ve takım için o kadar önemli ki, sistem uğruna bunlardan vaz geçmek çok kolay değil. 4-2-3-1 Bruma için ideal sistemdi ancak Bruma hızı ve oyun zekasıyla (Bruma'nın oyun zekasının eksik olduğunu söyleyenler için bir IQ testi yapmak mümkün olsa keşke) ve tabii ki Sneijder veya Josue gibi bir on numara ile birlikte oynaması durumunda, 3'lü dizilişlerde de çok etkili olabilir (ister 3-4-3, ister 3-5-2). Ancak, 3-5-2'nin kenar oyuncusu olarak değil, ikinci forvet oyuncusu olmalıdır ki Antalyaspor maçında bunun nasıl sonuç verdiğini gördük.

Bruma'sız Galatasaray
Bruma'sız Galatasaray elbette en önemli kozundan yoksun olacaktır ancak Bruma'lı oyun belli gereklilikleri dayattığı için, onun olmadığı maçlarda Galatasaray'ın taktiksel açıdan daha esnek olabileceğini düşünebiliriz. Örneğin Rodrigues, Sinan, Yasin, Linnes gibi oyuncuları arkalı önlü kullanarak 3-4-3 oynayabilir veya Rodrigues ve Yasin'in kenarlarında olduğu, Josue ve Sneijder'in aynı anda sahada olduğu bir 3-4-2-1  ya da Eren ve Podolski'nin forvetleri olduğu bir 3-5-2'yi deneyebilir. 

Tolga ve DeJong
Tolga, Galatasaray geniş alanda oynadığında, DeJong ise dar alanda oynadığında (burada takımın sahaya yayılım genişliğinden ve boyundan bahsediyorum) daha etkili olabilecek oyuncular. Dejong'un rakibe açık alanda yakalanması durumunda topu kazanmak için yapacağı müdahalelerin kartla sonuçlanma ihtimalinin yüksek olduğu malum, ama dikkatli izlediğimizde, rakibe yakınken topu ne kadar temiz aldığını görebiliriz; Tolga içinse tam tersi söz konusu ve rakibi yakından savunduğu her pozisyonda kolay faullerle takıma tehlike yaşattığını görüyoruz. Dejong, Tolga'ya göre daha geride oynuyor, stoperlerin arasına girerek rakibi karşılıyor ve geriden oyunu kurabiliyor buna karşın o oynadığı zamanlarda takımın dinamizmi azalıyor. Tolga ise sahaya kattığı dinamizme rağmen oyunun geriden kurulmasına pek katkı veremiyor. Her ikisinin birlikte oynaması durumunda ise, takımın pas trafiği büyük ölçüde aksıyor. Bu noktada stoperlerin oyun kuruluşuna daha fazla katkı verdiği bir oyun planında Tolga ile oynamanın ya da Dejong'un defans üçlüsünde oynamasının doğru tercih olacağı öne sürülebilir. Selçuk ise fiziksel güçsüzlüğüne rağmen, Galatasaray orta sahasının alternatifsiz oyuncusu olmaya devam ediyor..

1 Mart 2017 Çarşamba

Oyuncuya Dayalı Düzen

Galatasaray bir his takımıdır, bir jimnastik kulübü değil.. Taraftarın bunca yıl sonra hala Metin Oktay marşı söylüyor olması boşuna değil. Maalesef Lig TV, NTV spor, Aspor, Beyazspor vb. futbol ve dolayısıyla Galatasaray hakkında bir şeyler izlemek için başvurulabilecek her kanal hükümetin ve bu tesadüf değil.. Tüm vatanı, hele de bir zamanlar ismini gözümüz yaşararak söylediğimiz Anadolu'yu kaplayan ahlaksızlık, değersizlik ve iki yüzlülük bulutunun altında, soylu bir hissin yeşermesi ve bu hisle bir araya gelen insanların büyük şeyler başarmaları hiç kolay değil..

Önce Igor Tudor ve Beşiktaş Maçı
Bunun Igor Tudor'a anlatılması gerekir: Galatasaray bir his takımıdır, jimnastik kulubü değil. Galatasaray kahraman yaratır, kahramanlar takımıdır.
Galatasaray taraftarı, Beşiktaş ile oynanan bir şampiyonluk maçını izlerken takımının sistem bilgisini değil, öncelikle mücadele azmini, karakterini görmek ister. Tudor gibi hırslı, lider ruhlu birisinden bunu anlamasını, takımın yıldız oyuncularının sorumluluk alanını ve kazanma azmini artırmasını beklerdik.

Burada önemli olan diziliş veya sahaya çıkan kadro değil, Galatasaray 3'lü oynayabilir ki son iki maçta çok da iyi oynayabileceğini göstermişti; ama Galatasaray'ın çok iyi oturttuğu bir oyun felsefesi ve oyun hızı var; Galatasaray 1. ve 2. bölgede pas yaparak sahaya yayılır; topu hücum bölgesine Bruma taşır ve Bruma'nın kanatlarda yakaladığı birebirler üzerinden takım hücumda çoğalır; Sneijder, Podolski, Yasin gibi oyuncular bireysel inisiyatif aldıklarında, teknik direktörlerin çizebileceğinden çok daha iyi hücum setleri ortaya çıkarabilir; ama bunun olabilmesi için takımın alışkanlıklarının korunması gerekir. Böyle oyuncuları saha dışından kumanda ile kontrol etmeye çalışmak onların verimini düşürür. Bu oyunculara ve genel olarak takıma biraz saygı duymanız gerekir; çok değerli ve saygı duyulacak bir takım var karşınızda; ama takımın sahibi taraftar takımına sahip çıkmazsa, hak etmediği halde asil teknik direktörünü medya şeytanlarına yem ederse, dışarıdan gelen birinden çok fazla bir şey bekleyemezsiniz.

Galatasaray'ın alışkanlıkları elbette değiştirebilir ama bunun zamana yayılması ve oyuncuların yeni oyun felsefesini içselleştirmelerini beklemek gerekir.

Beşiktaş'ın Galatasaray'a karşı hiç bir önlem almadığı bir maçta, Tudor'un takım üzerindeki aşırı kontrol isteği, takımın önüne geçecek bir egoya sahip olduğunu düşündürüyor ve bu önümüzdeki günler için oldukça kaygı verici.  Tudor Conte'den ders alacaksa, ilk başta oyuncularına ve takımına saygı duymayı, güvenmeyi öğrenmelidir.

Bu eşitlik edebiyatını geçelim, Wesley Sneijder ve Bruma tabii ki takım içinde  ayrıcalıklı olduklarını hissetmek isteyecektir; zira bu oyuncular elini taşın altına ilk koyanlar, bugüne kadar bu takımı sırtladılar. Öncelikle buna saygı duymalıyız, sadece Tudor değil, taraftar da bunu görmeli.

Maçla ilgili son söz olarak, Muslera Galatasaray tarihinin çok önemli oyuncularından birisi olarak hatırlanacak hiç şüphesiz, ama benim için "saçlarım, artık Galatasaray'da oynamayacaksın dediklerinde dökülmeye başladı,  o dönem çok ağladım ve hala rüyalarımda Galatasaray'ın kalesindeyim" diyen, Zoran Simoviç farklı bir yerde olacaktır.

Oyuncuya Dayalı Düzen 
Galatasaray'da oyuncuya dayalı düzen vardır, olmalıdır. Galatasaray karakterli oyuncuların kulübüdür, Galatasaray tarihinde kahramanların bir adı olur, Metin Oktay gibi, George Hagi gibi, Wesley Sneijder gibi.. Bu isimler takımlarını sahiplenir, takımın başarısının kendi başarısından önce geldiğini bilir ama aynı zamanda kendisini takımın sahibi gibi hisseder ve öyledir de.. Taraftar nasıl bu takımın sahibiyse, takım yenildiğinde uyuyamayan, ağlayan futbolcu da öyledir. Sakatlıktan çıkar çıkmaz oynamak ister çünkü kendisi olmadan takımın eksik olacağını hisseder.
Böyle bir oyuncu sahada arkadaşlarıyla birlikte savaşır, ama kendi isteğiyle savaş meydanına giden toprak soylu bir  şövalye gibidir o, bir lejyoner değil. Onun temel motivasyonu soylu hislerdir; arma için, tribündeki çocuklar için, gerektiğinde saygı duyduğu bir teknik direktör veya yöneticisini kurtarmak için ya da sadece doğuştan kahraman olduğu ve kaderi bu olduğu için..
Ferguson'un tüm kupaları kazanan Manchester United'ı böyle oyunculardan kurulu bir takımdı; Mancini'n 2012 yılı şampiyonu lejyoner ordusu Manchester City'si değil..
Real Madrid yetenekli değil kahraman futbolcularla hedefe ulaşabileceğini düşündüğü için Gareth Bale'i Özil'in üzerine 50 milyon euro ödemeyi kabul ederek takıma kattı..

Oyuncuya Dayalı Düzen, Teknik Direktör Takımları ve Mustafa Kemal'in Askerleri
Çok doğru, çok üstün bir nitelikmiş gibi dile getirilen teknik direktör takımı, oyuncuların değil teknik direktörün ve onun sisteminin ön plana çıktığı bir takım olmalı, kelime anlamı bunu gerektirir. Peki bu ne demektir; kendi inisiyatifini sahaya yansıtabilecek birden çok kahraman yerine, tek bir kahraman olması ilk başta; savaşçı kral ve tebaası askerlerinden oluşan bir barbar ordusu veya 20. yüzyıl militarist ulus devletlerinin askerleri, söz gelimi dünya savaşlarında, kendilerine verilen görev icabı siperlerinde bekleyerek ölen her milletten sayısız üniformalı asker..

İkincisi, teknik direktör takımı dediğimiz zaman, sürekli olarak takım değiştiren ve gittiği her takıma oynattığı futbolu götüren teknik direktörleri anlamamız gerekir. Bu noktada tarihteki büyük yahudi tüccarlarını  anımsayabiliriz; tam olarak hiçbir ülkeye ait olmayan, gelişiyle geldiği ülkenin ekonomik sistemini ihya eden ama aynı zamanda kendine bağımlı kılan ve bu tek tip ekonomik sistemin sarsılmaya başlamasıyla birlikte ülkeyi terk ederken kendisine göre şekillenmiş ekonomiyi büyük zarara uğratabilen (bkz. sinyor mancini)..

Sarıkamışta ölen isimsiz yüz binlere karşılık, Çanakkale zaferi denince aklımıza gelen sayısız kahraman; Mustafa Kemal, Cemal Paşa, Seyit Onbaşı ve daha niceleri; savaş sırasında inisiyatif alan, gerektiğinde emir komuta zincirinin dışına çıkabilen ve yine gerektiğinde süngüsüyle ölüme koşabilen..  İşte belki Galatasaray ruhu tam da burada, Galatasaray Lisesi'nin bir döneminin neredeyse tamamının, kendi istekleriyle, koşa koşa katıldığı ve şehit olduğu Çanakkale'de şekillenmiştir. Mustafa Kemal'in görece kıdemsiz bir paşayken Çanakkale'de üstlendiği rol; çok değerli komutan, fikir insanları ve bölgesel gerillaları örgütleyerek oluşturduğu Kuvayi milliye hareketi, buna karşılık kimilerince tarihin en donanımlı ve yetenekli komutanlarından birisi kabul edilen Enver Paşa'nın topladığı isimsiz milyonlar ve 1. dünya savaşı..

İşte fark budur, Mustafa Kemal'in askerleri arasında sayısız kahraman, sayısız farklı görüş, ve sayısız ego vardır; her biri kendini bu ülkenin sahibi olarak görür ve hepsi birlikte canlarını ortaya koyarak vatanlarını savunmuştur. Savaştan önce ve savaş sonrası aralarında  düşmanlığa varacak anlaşmazlıklar olsa da, hepsinin amacı aynıdır. İşte Mustafa Kemal'in askerleri budur, gücü buradadır ve Galatasaray ruhu tam da budur.

Kahramanlar yaratmak veya kahramanların yanınızda olmasını istiyorsanız, o zaman kahramanların davanızı sahiplenmesini, onlardan sizin için değil, sizle birlikte savaşmalarını istediğinizi anlamalarını sağlamalısınız. Kahramanlar şairsiz olmaz, kahramanlık en yüksek düzeyde bir güzelliktir ve tabii ki zorla güzellik olmaz.. Sonuç olarak, kahramanlık hikayeleri için asgari gereklilikler kahraman, dava ve tabii ki şairdir (taraftar).. 

Oyuncuya Dayalı Düzen ve Futbol
Real Madrid, Barcelona, Manchester United, Arsenal, Atletico Madrid, Bayern Munich, Juventus gibi geleneksel olarak oyuncuya dayalı bir futbol anlayışı olan takımlarda, takım geleneğini devam ettirerek efsanevi başarılara imza atan Del Bosque, Rijkaard, Ferguson, Wenger, Simeone, Heynkes, Lippi, Conte, Allegri  gibi hocaların takımlarını nasıl belirli yıldız oyuncular üzerine inşa ettiklerini, belirli bir ilk 11'lerinin olduğunu ve büyük oranda yıldız oyuncularının en verimli şekilde oynayabilecekleri bir sistemi takımlarına yerleştirip, bu sistemi mükemmelleştirme çabalarını izlerken, oyuncuya dayalı sistemin sistemsizlik ve disiplinsizlik olmadığını da görmüş oluruz. Yukarıda isimleri verilen hocaların takımlarının inanılmaz bir mali güce sahip olmalarına karşın, yaptıkları transfer sayısının görece kısıtlı  ve transfer edilen oyuncuların büyük kısmının oldukça genç, potansiyelli rotasyon oyuncuları olduğu ve genellikle yeni bir yıldız transferinin yapılması için mevcut yıldızın ayrılışının beklendiği görülür.

İstikrarlı başarılar, "oyuncuya dayalı düzenle" yani, oyuncu karakteri ve takım alışkanlıklarına yönetim ve teknik adamların saygı duyduğu kulüplerde gerçekleşir. Oyuncuların sürekli değiştiği ama makine ritminde bir oyun anlayışının devamlı olduğu söylenen takımlarda, kaçınılmaz olarak krizler yaşanacaktır (normal iniş çıkışlardan bahsetmiyorum), örneğin Bayern Munich'i dengeleyecek takım bugün Dortmund, yarın Schalke başka bir gün Leverkursen olur..

[Özellikle Simeone örneği ve onun nasıl başarılı olduğu, yerli basın tarafından çok yanlış değerlendiriliyor; Simeone, çok sıkı ve tavizsiz bir sistem takımı oluşturmaya çalışan Manzano'nun yerine sezon ortasında göreve başlamış ve görev süresi boyunca takımın yıldız oyuncularıyla sürekli olarak sorunlar yaşayan selefinin aksine, işe yıldız oyuncularla iyi anlaşarak ve bu oyuncuların sahaya karakterlerini koymalarını teşvik ederek başlamıştır. Falcao, Diego Costa gibi lider karakterli oyunculara takımın liderliğini teslim etmiş; Arda, Koke, Gabi gibi oyuncuları inisiyatif alma konusunda yüreklendirmiş, Juan Fran, Filipe Luiz gibi takımı sahiplenen, sembol oyuncuları ödüllendirmiştir.]

Takımlar ve Karakterleri
Bayern Münich her zaman oyuncuya dayalı bir takımken, B. Dortmund daha ziyade bir sistem takımıdır; Juventus ve Milan oyuncuya dayalı takımlarken, İnter bir başkan takımıdır. Barcelona, Real Madrid, Atletico Madrid oyuncuya dayalı takımlarken Sevilla bir sistem takımıdır.

Oyuncuya dayalı takımlarda başarının anahtarı takım ruhu ve alışkanlıklardır. Sistem takımlarında başarı zamanla gelir ve doğru takım mühendisliği önemlidir. Başkanın takımlarında, belirleyici faktörler hoca seçimi ve yapılan transferlerin uyumudur. Bunlar da özünde oyuncuya dayalı düzenlerdir; ancak böyle takımlarda oyuncuların takımı sahiplenmesi söz konusu değildir; zira bu takımların sahipleri net olarak bellidir ve ortada başarı ve ünden başka bir dava yoktur.

Tarihlerinde başarılı oldukları dönemler değerlendirildiğinde, Galatasaray ve Trabzonspor'un oyuncuya dayalı takımlar oldukları görülür. Takımlarını taşıyan karakterli, lider ruhlu oyuncular ve bu oyuncuları anlayabilen ve güven uyandıran, kişilik olarak güçlü teknik direktörlerle birlikte başarılı olabilirler. Böyle takımların isimsiz, genç ve yetenekli, burada göstereceği performansla yapacağı büyük transfer umuduyla motive olan oyuncularla başarıya ulaşması beklenmemelidir.

Beşiktaş bir jimnastik kulübüdür, genellikle genç, yetenekli ve uyumlu sporcular ve bu gençlerin belirli bir düzen içinde kollektif futbol oynamalarını sağlayan tecrübeli, disiplinli ve ılımlı teknik direktörlerle başarılı olurlar.

 Fenerbahçe başkanın takımıdır; pahalı bir lejyoner ordusudur. Takım içi birlik ve takım ruhu doğası gereği eksiktir, oyuncularda bireysel hırs ön plandadır ve yüksek egolarla çalışmayı bilen, kısa vadede başarı hedefleyen tecrübeli teknik adamlarla başarılı olurlar. (Burada İvan Drogo ve Rocky Bilboa örneklerini de verebiliriz; Fenerbahçe Ivan Drogo, Glatasaray Rocky Bilboa'nın takımıdır)..  

Dolayısıyla oyuncu seçiminde olduğu gibi, teknik adam seçiminde de her kulüp için doğru farklıdır; Klopp Dortmund için mükemmel bir tercihken Bayern Munich için doğru bir seçim olmayabilir; Lippi Juventusta efanevi başarılar elde etmişken Inter'de başarılı olamamıştır; Mourinho İnter için biçilmiş kaftanken, Manchester United için tartışmaya açık bir tercihtir.

Hamza Hamzaoğlu, Denizli,  Jan Olde Riekerink
Mancini zamanında konuşulmaya başlayan, Hamza Hamzaoğlu'nun gelişi (başka bir deyişle Prandeli'nin gidişi) sırasında artan ve Hamzaoğlu'nun gönderilişi sırasında yönetim tarafından resmi yazıyla kamuoyuna sunulan "oyuncuya dayalı düzen" bu gün pek çok bilir bilmez gazeteciye göre Galatasaray'ın en büyük sorunu... Burada anlaşılamayan şey ise, o dönemde Galatasaray'da olan bitenin oyuncuya bağlı düzen değil, basit bir düzensizlik ve kaos ortamı olduğu. Öncelikle yabancı sınırlaması, menajer oyunları ve Mancini'nin meşhur devre arası transferleri nedeniyle, takım kadrosu çok karışık bir hal almış, oynayan ve oynamayan oynayamayan oyuncular arasında huzursuzluk baş göstermiş, takım içinde gruplaşmalar oluşmuş ve bunların neticesinde takımdaşlık duygusu sarsılmıştı.
O dönem futbolcular arasında ne olup bittiği hala net olarak bilinmese de, takım içinde menajerlerin de payının olması muhtemel bir takım küslükler ve bu küslükler etrafında sekillenen kamplaşmalar olduğunu anlayabiliyoruz.  Buna benzer bir durumu bu yaz Milli takım'da izledik. Hatırlayacak olursak, Didier Drogba'da takımdan ayrılırken bu kamplaşmalara işaret etmiş ve kendisinin bu tür çocukluklar için çok yaşlı  olduğunu  belirtmişti.

Dolayısıyla aslında olan, oyuncuya dayalı düzen değil, bir tür anarşi ve bu anarşinin yarattığı düzensizlik nedeniyle karakterli oyuncularda meydana gelen konsantrasyon azalmasıydı. Hamzaoğlu göreve geldiği dönemde takım içinde oluşmuş olan bu grupları çözmek veya barıştırmak yerine, her gruba eşit mesafede olmayı seçti ve başarı için takım içindeki küslüklerin ertelenip birlikte çalışılmasını sağlayarak takıma 4. yıldızı kazandırdı.

Yeni sezona girilirken Hamzaoğlu aynı denge politikasıyla herkesi memnun etmeye devam edebileceğini umdu; Umut'u küstürmemek için forvete ihtiyacım yok dedi, Sabri'yi yanına almak için sözleşmesine %50 zam yapılmasına aracı oldu, birileri tarafından sevilmiyor diye Melo'nun gitmesine razı oldu, Yasin ve Olcan'ın rollerini artırmak için Telles ve Bruma'yı kiralık olarak gönderdi vb.. Böylelikle yıkım kaçınılmaz oldu; takım başarısız olunca taraftar suçu futbolculara yükledi (önceki yılın başarısı ise neredeyse tamamen Hamza Hoca'ya mal edilmişti) ve özellikle Selçuk ve Burak'ın başını çektiği  bir gruba Trabzon çetesi denilerek yüklendi; kulübün olağan günah keçisi Sabri Sarıoğlu'na maaşı, hayal kırıklığı transfer Tarık Çamdal'a bonservis ücreti üzerinden saldırıldı, ve oyuncular yıpratıldı. İşler öyle bir noktaya geldi ki, Hamzaoğlu'nun idare ettiğini sandığı futbolcular, hocalarının infaz kararını yönetime sunarak kendi durumlarını kurtarma yolunu seçtiler.

Denizli, sorunu biliyordu, ancak kendini beğenmişliği ve belki kolayı seçmeye meyilli karakteriyle, takımda çok büyük bir yenilenme, bir nevi yeniçerileri tamamen tasviye etme, operasyonu planladı, ancak başarılı olamayınca, kellesini almak istediği oyuncular tarafından azledildi.

Böyle bir kriz ortamında Wesley Sneijder sorumluluk aldı, Jan Olde Riekerink'in göreve getirilmesini önerdi ve böylelikle kendisini ateşe attı. Zira, olası bir başarısızlığın tüm sorumluluğunu üstlenmesi gerekecekti; bu herkesin harcı değildir; örneğin oynadığı dönemde şeytan adıyla tanınan ve takım içinde konuşulanları başkana yetiştirdiği bilinen Rıdvan Dilmen'in böyle bir sorumluluk alabileceğini düşünebilir misiniz?? Buna karşın, Wesley Sneijder'in bu kararı verirken çok tereddüt ettiğini sanmıyorum, zira o futbol ve Galatasaray'a olan sevgisinin diğer oyuncularda da olduğunu düşünüyor; kişisel ünü peşinde veya entrikacı olmayan, dürüst ve bilgili, mütevazi bir teknik direktör getirilmesi durumunda takım içi küslüklerin kendiliğinden ortadan kalkacağına inanıyordu.

Jan Olde Riekerink çok kısa bir süre içinde takımın güvenini kazandı, belki de kimsesiz olduğu için kimsenin yüzüne bakmadığı Emre Çolak'ı takımın merkezine yerleştirdi; takıma katkısı ortada olmasına rağmen yine sahipsiz olduğu için gerektiği saygıyı görmeyen Yasin'e sahip çıktı. Kadronun özelliklerini ve alışkanlıklarını gözeterek, oyun planını belirledi, hep aynı oyunu oynatarak kısa sürede takımın öz güvenini, kazanma alışkanlığını ve Galatasaray hafızasını yeniden kazanmasını sağladı.Yeni sezona başlarken takıma katkı vermesi mümkün olmayan ve bu nedenle huzursuzluk yaratma ihtimali olan oyuncuları takımdan uzaklaştırdı, kendine güvenini kaybetmiş Bruma'ya takımın hücum liderliği görevini vererek özgüven kazanmasını sağladı ve kısa süre içinde takım içi dengeler yerine oturdu. Bu sezon, futbolu bir kenara koyarsak, Muslera'dan Eren'e kadar; sahada takımı sahiplenmeyen veya yüreğini ortaya koymayan bir oyuncu olduğuna inanmıyorum. Özellikle Bruma'nın azmi ve takımı sahiplenişi, takımda bazı şeylerin yoluna girdiğinin en iyi göstergesi.

Bruma herhangi bir kanat oyuncusu değil, doğuştan savaşçı, karakterli, lider özellikli; bir zamanlar kendisiyle dalga geçen ve hala saygı duymayanların onu Real Madrid'de izlerken nasıl farklı bir üslup belirleyeceklerini göreceğiz.. 

Moussa Dembele ve Son Söz
Moussa Dembele diye bir oyuncuyu sezon başında almadık diye hayıflanan insanları izliyoruz.. Sezon başı itibariyle bu adamın profili; İngiltere ikinci liginde gol kralı olmuş, büyük takımlara gitmeden önce sürekli ilk 11 oynayabileceği bir takım arayan ve bu yüzden Chelsea'nin teklifini kabul etmeyen, genç bir süper yıldız adayı..

Kimine göre yönetim beğenmemiş, kimine göre Riekerink Podolski'yi tercih etmiş, kimine göre yüksek imza parası isteniyormuş ama her koşulda alınmaması çok yazık olmuş..

Galatasaray bu değil; Wesley Sneijder'in, Lukas Podolski'nin, Bruma'nın kıymetini bilmeyen insanlar, Galatasaray'a hiç bir şey vermemiş potansiyel bir yıldızın değerinin bilinemediğinden bahsediyor, arkasından ağıtlar yakıyor, gerçekten yazık..



21 Şubat 2017 Salı

İgor Tudor'un İlk Maçı Üzerinden Bir Galatasaray Analizi

Sakatlık nedeniyle kadroda olmayan Eren Derdiyok, Wesley Sneijder, Lionel Carole ve Hakan Balta gibi as oyunculara, hiç beklenmedik bir şekilde gelişen Bruma krizi de eklenince, flaş bir operayonla takımın başına getirilen Igor Tudor, Galatasaray'daki ilk maçı olan zorlu Rize deplasmanına  kısıtlı bir kadroyla çıkmak zorunda kaldı.

Kompakt Oyun
Muslera, Sabri, Chedjou, Semih, Linnes, DeJong, Selçuk, Josue, Rodrigues, Yasin, Podolski ilk 11'iyle klasik 4-2-3-1 dizilişiyle sahaya çıkan takımın Jan Olde Riekerink'in takımına göre başlıca farkı, bloklar arasındaki mesafenin kısa tutulmaya çalışılmasıydı. Maça önde baskıyla başlayan ve 1. ve 2. bölgelerdeki isabetli pas oyunu geleneğini devam ettiren Galatasaray, ilk yarıda rakibine oyun olarak üstünlük kurdu. Ancak bu kompakt oyun düzeni içerisinde, yeterince pozisyon üretemedi. Bu normal, takım boyunu kısa tutarak oynamaya çalıştığınızda boş alan bulmak daha zor olur, ayrıca atakların daha hızlı sonlanması gerektiği için oyunu açacak ve rakip alanda çoğalmanızı sağlayacak paslaşmalar için daha az zamanınız olacaktır. Ayrıca, siz bloklarınız arasına rakibinizi sokmazsanız, rakibinizin blokları arasına da giremezsiniz ve dolayısıyla rakibinizi de karşınızda kompakt bir blok halinde bulursunuz. Bu tarz oyunlarda kapanan rakipleri açmak ve özellikle deplasman maçlarında kontraataklar dışında gol pozisyonu yaratabilmek, daha ziyade rakiplerin yapacağı hatalara ve forvet oyuncularının becerilerine bağlı olacaktır. Bununla birlikte bu sorunun sistem içinde en pratik çözümlerinden birisi bek bindirmeleri ve kenar ortalarıdır. Bu maç özelinde Linnes ve Sabri'nin diğer maçlarda olmadığı kadar çizgiye indikleri ve orta denemelerinde bulundukları söylenebilir. Ayrıca takım halinde daha fazla git-gel yapılması gerektiği için, takımın daha fazla efor göstermesi gerekir ki bu maçta takımın koşu mesafesinde yılın en yüksek rakamına ulaştığını gördük.

Kadro Özellikleri
Galatasaray'ın kadro özellikleri değerlendirildiğinde, Dejong, Selçuk, Wesley Sneijder, Josue, Tolga'dan oluşan orta saha rotasyonunun, pasör becerileri oldukça yüksek ama Tolga haricinde fizik kapasitesi görece sınırlı, ağır ve yaş ortalaması yüksek oyunculardan; kanat rotasyonunun ise Bruma, Yasin, Sinan ve Rodrigues gibi, genç, hızlı ve birebirde adam eksiltme yönü kuvvetli oyunculardan oluştuğunu görüyoruz. Forvet rotasyonu, her ikisi de ağır ve mücadele yönü kısıtlı ama bitirici becerileri yüksek oyuncular olan Podolski ve Eren'den oluşuyor. Eren hava toplarındaki hakimiyetiyle, Podolski ise fizik gücü ve pasör yetenekleriyle, takımın ileride top tutabilmesi için istasyon görevi görebiliyor. Carole, Linnes ve Sabri'den oluşan (Cavanda'yı izleyemediğimiz için sayamıyorum) bek rotasyonu hızlı ve hücumdayken  kanat oyuncularının açtığı boşlukları kapatabilen ancak yerleşik savunmada adamlarını kaçırmaya müsait olan, fizik güçleri görece zayıf olmakla birlikte süratleriyle ters kademede etkili olabilecek oyunculardan oluşuyor. Benzer şekilde  stoper rotasyonunun da tecrübeli, hızlı, top kullanma becerileri kabul edilebilir düzeyde olan ancak uzun boylu olmayan ve fizik güçleri sınırlı oyunculardan kurulu olduğunu görebiliyoruz. İlginç bir şekilde, Galatasaray kadrosunun her mevkii de aynı tip oyunculardan (orta saha rotasyonunda Tolga'yı ayrı tutabiliriz) oluştuğunu anlıyoruz. Riekerink'in sezon başında yaptırdığı Tolga transferi, Eren'in spektaküler sezon başlangıcına rağmen devam eden forvet transferi ısrarları üzerine yapılan Sigthorsson transferi, Sabri ve Linnes'e rağmen ısrarla sağ bek istemesi ve neticede Cavanda'nın transferi, devre arasında Sigthorsson'un gidişiyle yine mücadeleci ve hızlı bir forvet ve uzun boylu stoper ısrarları ile kadro yapısını dengelemeyi amaçladığını görmeliyiz.

Riekerink'in Galatasaray'ı
Jan Olde Riekerink, Galatasaray kadro özelliklerini değerlendirerek, Bruma ve Yasin gibi hızı ve dribling özellikleri olan kanat oyuncularıyla takımı ileriye taşımayı, hızlı ve top kullanma becerisi iyi sayılabilecek defans hattını önde kurarak pasör ama fizik gücü düşük orta saha oyuncularına alan ve pas istasyonları sağlamayı, 1. ve 2. bölgede yapılan paslarla topa sahip olup takım olarak doğru pozisyon almayı, rakip sahaya yerleştikten sonra ise, topu tekrar Bruma'ya ulaştırmayı ve onun bireysel becerileriyle açılan alanlarda yapılacak hızlı paslarla pozisyon bulmayı sağlayacak bir oyun kurgusu benimsemişti. Bu kurguda, özellikle orta saha oyuncularının kat etmesi gereken mesafe görece olarak daha az olduğundan, Galatasaray'ın yaşlı orta saha oyuncuları, maçı oyundan düşmeden tamamlayabiliyorlardı. Bunda özellikle Tolga'nın sakatlığının etkili olduğunu ve deplasmandaki Beşiktaş maçı örneğinde olduğu gibi, daha kompakt bir oyun oynanmaya çalışıldığını belirtmeliyiz; Galatasaray kadrosuna Tolga yerine DeJong'un monte edilmesini takiben Galatasaray oyun sisteminde değişikliğe gitmiştir.  
Sistemin Zaafları
Riekerink'in, hücumda altıgen şeklinde sahaya yayılan ve tilt benzeri etkili bir pas oyunu oynayan takımının bazı zayıf noktaları bulunuyordu. Bunlardan ilk fark edileni, Galatasaray hücumlarının çok büyük oranda Bruma'ya bağlı olmasıydı; Bruma'nın birebirleri olmadığında Galatasaray'ın etkileyici pas oyunu, topu ayağında tutmanın dışında ciddi bir hücum zenginliği sağlamıyordu. Ayrıca bu oyun sisteminde kanat beklerinin hücumdaki temel rolleri önlerindeki oyuncuya pozisyon açmak ve pas istasyonu oluşturmak olduğundan, yeterli kanat ortası gelmiyor ve Eren'in hava topu hakimiyetinden faydalanılamıyordu. Wesley Sneijder'in de Bruma'nın bulunduğu sola yakın oynaması, rakiplerin bu kanada fazladan adam yığma stratejilerinin başarılı olmasına çanak tutuyor ve bu kanattan gelişen kontraataklar büyük tehlike oluşturuyordu. Nitekim, Galatasaray'ın bu sezon puan kaybettiği maçların çoğunda, kendi sol kanadından yapılan rakip bek bindirmelerinin belirleyici olduğu görülebilir.  Rakiplerin bunu fark ettiklerine dair ilk işaret Adanaspor deplasmanında gelmiş ve ertesi hafta Arena'da kaybedilen Başakşehir maçında net olarak görülmüştü..  
Sistemin ikinci temel zaafı, Fenerbahçe maçında açığa çıktı. Fenerbahçe, Galatasaray'ın stoperleriyle orta sahası arasına baskı yaparak Galatasaray'ın topu kontrol etmesine ve Bruma'ya tam saha markajı yaparak Galatasaray'ın topu ileri taşımasına izin vermediğinde takımın buna bir cevap veremediğini gördük. Aslında bu fenomen karşımıza ilk olarak yazın Manchester United ile oynanan hazırlık maçının ikinci yarısında ortaya çıkmıştı. Ancak sezonun geri kalan döneminde bunun başka bir örneğiyle karşılaşılmadı; son Kayserispor maçında rakip takım bunu denedi ve maçı kazandı ancak o maçta Galatasaray buna cevap vererek çok sayıda pozisyon üretebilmişti..

Tudor'un Kompakt Oyunu ve Galatasaray Kadrosunun Buna Uygunluğu
Orta Saha
Öncelikle, bu derecede kompakt bir oyun ister 4-2-3-1 ister 4-3-3 ile oynatılacak olsun, Galatasaray orta sahasında Tolga'nın ilk 11'de başlamasını gerektirir. Nitekim, Rize maçında Josue ve Selçuk 90 dakikayı tamamlayamayarak oyundan çıktılar. Dejong koşu kapasitesi olarak bu iki oyuncudan daha iyi değilse de, bu sistemde Riekerink'in sistemine göre çok daha verimli olabileceğinin sinyallerini verdi. Özellikle 4-3-3 dizilişinde göbek için ilk aday olacaktır. Hem savunmaya iyice yaklaşarak geriden oyun kuracak, hem de takım boyu kısa olduğu için rakip oyuncularla daha sık yüz yüze gelerek fiziksel oyunuyla rakibini bozabilecektir.  Benzer şekilde Josue'de 10 numara pozisyonunda eskiye oranla daha rahat olacaktır; Riekerink'in takımında 10 numara pozisyonu sırtı dönük oyunu daha iyi oynamayı gerektiriyordu, Tudor'la bu ihtiyaç azalacak. Kondisyon açısından maç içinde Sneijder- Josue değişikliklerini izleyebiliriz.  
Sonuç olarak, Galatasaray orta sahasının Tudor'un sisteminde kondisyon olarak zorlanabileceğini öngörebiliriz ki bu durum Riekerink'in farklı bir oyun benimsemesinin temel nedeniydi. Ancak geride sadece 13 hafta kaldığı ve bu oyuncuların çok tecrübeli oyuncular oldukları düşünüldüğünde, bu oyuncu rotasyonu bunun üstesinden gelebilir.
Kanat Oyuncuları
Rize maçı Rodrigues'in tam da bu oyunun oyuncusu olduğunu gösterdi. Savunma ve takımı hücuma çıkarma görevlerini çok iyi yaptı, maçın ilk yarısında sol kanatta, ikinci yarısında ağırlıklı olarak sağ kanatta oynadı ve her ikisinde de çok başarılıydı ancak sonuca etki etme bakımından yeterli olmadığı tartışılabilir. Yasin ve Sinan'la ilgili olarak özellikle savunmaya yardımları konusunda soru işaretleri olsa da, hızları, pas becerileri ve sonuca etki yetenekleri takıma girmelerini sağlayacaktır. Bruma'nın bu seneki performansı göz önüne alındığında, her türlü diziliş ve sistemde oynayabileceği ortada; Tudor ile problem yaşamaz ve takımı sahiplenirse, takımın kurtarıcısı olmaya devam eder.
Özetle, bu bölgenin Tudor açısından en hassas bölge olduğu ve orta saha ve forvet oyuncularının kompakt oyun yapısı içinde ortaya çıkacak fiziksel zaaflarının hızlı veyetenekli kanat oyuncularının ekstra katkılarıyla giderilmeye çalışılacağını tahmin edebiliriz ki bu oyuncu rotasyonunun potansiyeli bunu fazlasıyla vaat ediyor.
Forvet  
Rize maçında attığı golden sonra Podolski'nin Tudor'un vazgeçilmez oyuncusu olacağı yazıldı. Evet, Podolski'nin yüzü kaleye dönük olarak oynadığında ne kadar etkili olduğunu biliyoruz, Riekerink'in geçen sene kupa finalinde ve Beşiktaş derbisinde izlediğimiz, ileride pres yapan ve kompakt oynamaya çalışan takımında ne kadar etkili olduğunu hatırlıyoruz. Ancak Rizespor maçında rakip savunmanın içinde kaybolduğunu gördük. Ne hızlı, ne mücadeleyi seviyor, ayrıca hava toplarında etkili değil. Özellikle deplasmanda kapanan takımlara karşı Eren'in tercih edileceğini düşünüyorum. Bu sistemde kanat beklerinin yapacağı ortaların önemi de düşünüldüğünde, Eren sezon başındaki formunu yakalayabilir. 
Kanat Bekleri 
Tudor'un gelişine en çok sevinmesi gereken oyuncu grubu. Bu oyun onların savunma defolarını örtecek ve hücumdaki önemlerini artıracaktır.
Stoperler
Tudor'un gelişiyle kenar ortaları azalacağı için stoperlerin işi kolaylaşacaktır. Rizespor maçında da bunu gördük. İster 4'lü ister 3'lü savunma yapılsın, stoper rotasyonun kilit oyuncusu Semih Kaya olacaktır. Gerek hızı, gerek mücadele azmi gerek hücuma katkısı üst düzeyde. Chedjou, Hakan, Ahmet hatta Carole Galatasaray'ı sezon sonuna kadar taşıyabilecek kapasitede oyuncular. Duran top zaafiyetinin de önümüzdeki sezona kadar erteleneceğini düşünüyorum. 

Diziliş Tercihleri
Tudor Rizespor maçına 4-2-3-1 dizilişiyle başladı, takımın direnci azalınca oyunu tutmak için  4-3-3'e geçti, beraberlik golünü yedikten sonra da 3-4-3'e geçti ve maçı öyle tamamladı. Riekerink'in veda maçı olan Kayserispor maçının son 20 dakikasında Galatasaray bu sezon ilk kez 3'lüye geçmiş ve aslında kadrosunun ne kadar büyük bir hücum potansiyeli olduğunu gözler önüne sermişti. Rize maçında da, Galatasaray maçın son dakikalarında 3-4-3 sisteminde oyun üstünlüğünü tekrar almayı başardı ve maçın son dakikasında maçı kazandırabilecek pozisyonu da buldu. Sistem ne olursa olsun, Tudor'un istediği oyun için belirleyici olan orta saha oyuncularının performansı olacaktır.  Özellikle Selçuk, Josue ve Wesley Sneijder üçlüsünden ikisi sahada olmazsa Galatasaray sıkıntı yaşayabilir.  Öte yandan Eren'in performansı da tıkanan oyunların açılmasında çok önemli olacaktır. Bununla birlikte, orta saha oyuncularının 3'lü dizilişlerde fiziksel açıdan daha rahat olacaklarını, ve Eren'in etkinliğinin yine bu sistemde artabileceğini düşünebiliriz.

Riekerink vs Tudor 
Riekerink bitmiş gözüyle bakılan bir takımı oldukça disiplinli bir takıma dönüştürdü. Takım kadrosunu maksimum verimle kullanmak ve Galatasaray'ın güçlü yanı olan hücum zenginliğini ön plana çıkarmak amacıyla topu ayağında tutan, sahaya iyi yayılarak pas oyunu oynayan bir takım kurmaya çalıştı. Galatasaray'ın temposu yavaş diye eleştirildi, oysa bu Riekerink'in sisteminin ideal temposuydu. 
Tudor ise, oyun boyu kısa, kompakt bir takım yaratmaya çalışıyor. Bunu yaparken muhtemelen elindeki hücum potansiyeliyle nasıl olsa gol atabileceğini düşünüyordur. Özellikle kanat oyuncuları bu sistem için çok uygun; kanat bekleri ve stoperlerin defoları da bu sistemle giderilebilecektir. Eren Derdiyok ve orta saha oyuncularının performansı istenilen düzeyde olursa Tudor'un başarılı olacağını öngörmek hayalcilik olmaz. Üstelik sezonun bitmesine 13 hafta kaldı ve Galatasaray'ın kadrosunda buraları oynamayı çok seven ve çok iyi bilen oyuncular var.
Sonuç olarak, Riekerink'in yaklaşımının takımın hücum etkinliğini maksimize etmeye, Tudor'un yaklaşımının ise takım savunmasını iyileştirmeye yönelik pragmatik çözümleri kapsadığı ve her iki yaklaşımın da Galatasaray kadro özellikleriyle uyumlu olduğu ileri sürülebilir.

Tudor Kararı ve Tudor'un Geliş Şekli
Öncelikle, Riekerink'le yolların ayrılmasına karar verdikten sonra Tudor'un gelişi ve geliş şekli, Galatasaray yönetiminin bu sezon yaptığı en doğru davranıştı. Galatasaray gibi bir takım, üstelik şampiyonluk yarışı verdiği bir dönemde, teknik direktör değişikliği yapacaksa istediği teknik direktörü, gerekirse astronomik paralar ödeyerek getirebilmelidir. Galatasaray sıradan bir anadolu takımı değil, bu ligin lokomotifi; Karabükspor vb. takımlar Galatasaray var diye var, Galatasaray sayesinde bu yayın gelirlerini alıyorlar, kendilerini Galatasaray'la denk görüp polemik yapamazlar. Bu açıdan Galatasaray'ın Riekerink'le yolları ayırdığını açıkladığı anda yeni teknik direktörünü de getirmesi, medyaya atılmış bir tokattır aynı zamanda; kendinize gelin, Ben Galatasaray'ım mesajıdır. Sırf bu davranış bile Galatasaray'ın şampiyonluk şansını %50 artırmıştır. Sezon boyunca neredeyse kaybedilen tüm maçlarda skandal hakem hataları vardı; bu hatalar yine olacaktır ama artık eskisi kadar kolay olmayacak. Özellikle dolu tribünler önünde Beşiktaş maçının kazanılması durumunda, Galatasaray maçına çıkacak hakemler eyyam yapmadan önce bir durup düşünecektir.

Yönetim İçin Tarihi Bir Fırsat
Jan Olde Riekerink, Galatasaray'da harika bir iş çıkartmıştır ve hep böyle hatırlanacaktır. Bu ülke, bu iktidar ve medya düzeninde bu kadarı mümkün oldu ama bu da az bir şey değil. Sonuçta futbol programlarında futbol dışında herşeyin konuşulduğu ve futbolun anlaşılmadığı bir ülke burası.. Ancak Riekerink henüz ülkesine dönmedi ve medyada alacakları için pazarlık yaptığı gibi iddialar var. Eğer bir mucize olur ve Galatasaray yönetimi bir şekilde Riekerink'i alt yapıda çalışmaya ikna edebilirse bu camiaya ve takıma çok büyük bir hava getirir, pek olası gözükmese de bu değerlendirilmesi gereken önemli bir fırsat..

Son Olarak: Tudor ve Galatasaray'dan Beklentiler
Galatasaray kazanma alışkanlığı olan, tecrübeli ve karakterli oyunculardan oluşan ve belirli bir oyun anlayışı ve taktik disiplini oturtmuş bir takım. Bu takım ligi ilk iki içerisinde bitirecek ve son haftalara kadar şampiyonluk yarışı içinde kalacaktır ancak şampiyonluk için favorinin Beşiktaş olduğu bir gerçek.. Bununla birlikte ligin en potansiyelli kadrosuna sahip olduğunu ve bazı oyuncuların ekstra performans göstermeleri durumunda ligi temelinden sarsabileceğini de hissedebiliriz.. Ayrıca, finansal fairplay nedeniyle yapılamayan mücadeleci ve güçlü bir forvet (Olunga ismi geçmişti), tempolu ve dribling özelliği olan komple bir orta saha oyuncusu (Ferri ismi geçmişti) ve hava toplarına hakim güçlü bir stoper (çok nitelikli olmasa da olur) gibi 3 transfer yapılması durumunda Avrupa'da ses getirebilecek bir takım olacağımızı görememek yazık olur.. Galatasaray taraftarı takımına sahip çıkmalı ve mümkünse spor programlarını izlememeli; şu an uzun bir zamandan sonra ilk kez Galatasaray'ın bir kurtarıcıya, Ünal Aysal gibi güçlü bir figüre, Ali Dürüst, Albayrak gibi örgütlenmelere ihtiyacı olmadığını fark etmeli.. 

16 Şubat 2017 Perşembe

Jan Olde Riekerink'in Veda Maçı: Galatasaray Kayserispor

Jan Olde Riekerink Galatasaray tarihinin efsanevi isimleri arasında anılacaktır; Galatasaray tarihinin en büyük krizlerinden birisinde sessiz sedasız göreve gelmiş ve takımı uçurumun kenarından döndürmüştür. Fenerbahçe ve Beşiktaş'ın elinden alınan 2 kupayı içeren yaklaşık 1 yıllık Galatasaray kariyerini, Türk Telekom Arena'da oynanan Kayserispor maçıyla, İstifa tezarühatları arasında tamamlamıştır. Jan Olde Riekerink'in Galatasaray'da yaptığı mütevazi devrim, aynı mütevazilikle son bulmuştur. 

Hakkında yazılacak o kadar çok şey var ki.. O kadar sıra dışı bir hikaye ki, ileride bir film ya da kitaba konu olabilir. Ajax'ta bir alt yapı efsanesi olan, Porto ve Metalurh Donetsk takımlarında CoAdrianese'nin yardımcılığını yapan, Gent ve Emmen takımlarında teknik direktörlük deneyimleri olan, 1995 yılından beri antrenörlüğün her kademesinde tecrübe edinen bu Futbol emekçisi, ülkemizde kendisini tesadüfen Galatasaray yedek klübesinde bulan, saf ve iyi niyetli bir adam olmakla birlikte teknik direktörlükten anlamayan, Sneijder'den torpilli bir Hollanda vatandaşı olarak lanse edilmiştir. 

Ancak bu yazının konusu bunlar değil.  Geldiği günden beri futbol dışı hiç bir konuda polemiğe girmeyen bu futbol aşığı asil insanın veda yazısı Galatasaray'ın başında çıktığı son maçın teknik analiziyle olacaktır. Elbette, hayatında bu konuda bir eğitim almamış, hiç bir düzeyde teknik direktörlük yapmamış, sadece futbolu seven sıradan bir taraftar gözüyle, mümkün olduğunca objektif olmaya çalışarak yapılan basit bir analiz...

Medya tarafından Riekerink'in kader maçı ilan edilen, öncesinde hafta boyunca Riekerink'in gönderileceği ve yerine gelecek isimlerle anlaşıldığı haberlerinin dolaştığı,  Beşiktaş, Fenerbahçe ve Başakşehirin de puan kaybetmesiyle önemi ve gerilim derecesi daha da artan Kayserispor maçına Riekerink, belki yönetimin de tavsiyesiyle, uzun süreli bir sakatlıktan yeni çıkan Tolga ve yeni transfer Rodrigues'e ilk 11'de görev vererek başladı. Carole'nin sakatlığında sol bekte Linnes oynarken, Tolga ve DeJong'un önünde Rodrigues, Bruma ve Yasin üçlüsü görev yaptı.

Maçın başlamasıyla birlikte, yoğun kar yağışının ve Hüseyin Göçek'in eyyamcı kararlarının yardımıyla, Kayserisporun Tolga ve Dejong üzerinde yaptığı baskı bir dereceye kadar başarılı oluyor ve Galatasaray oyunu 1. bölgede kurmak zorunda kalıyordu. Top Bruma'ya geldiği her anda Deniz, Erkan, Rotman gibi oyuncular, hakem koruması altında olmanın bilinciyle anında faul yapıyor ve Galatasaray ataklarının organize olmasına izin vermiyordu. Buna karşın Galatasaray ilk yarım saatlik dönemde, ders niteliğinde paslaşmalarla Rodrigues'in bir sol bir de sağ kanattan geliştirdiği ataklarda iki önemli pozisyon bulmayı başardı. Bu dönemde Galatasaraylı oyuncuların sahaya yayılımları incelendiğinde, hem toplu hem de topsuz oyunda, neredeyse kusursuz bir taktik bağlılık gösterdikleri görülecektir. Benzer şekilde, hücuma çıkarken kaptırılan toplar sonrası kanat oyuncuları her pozisyonda yerlerine dönmüş ve savunmada hiç pozisyon hatası yapılmamıştır. Kayserisporun maçtaki pozisyonları incelendiğinde, kazandıkları topların bir veya iki pas sonrası sonuçlandırıldığını görebiliriz ki bu Kayserisporun geçen hafta Fenerbahçe'ye 4 gol attığını unutmamak gerekir. Buna karşın, stada gelen taraftar medya manipulasyonu altında bu maçı tamam-devam maçı olarak gördüğünden, Galatasarayın bu kontrollü oyununu yetersiz buluyor ve istemeyerek oyuncuların da gerilmesine ve hata yapma risklerinin artmasına neden oluyordu.

Rodrigues'in orta alanda kaptığı bir top ile hızlı bir kontraatak başlatacağı bir pozisyonda Lawal Rodrigues'i bütün gücüyle iterek açık bir faul yapmış ancak maçın son dakikasında Eren'in Erkan'a temasını faul olarak değerlendirerek Galatasaray'ın net bir golünü iptal eden; yine Erkan'ın ceza alanında Sinan'ı arkadan itmesini penaltı olarak değerlendirmeyen Göçek, bu pozisyonda devam demiş ve pozisyonun devamında kazanılan korner atışı sonrasında Kayserispor 1-0 öne geçmiştir.
Korner pozisyonu incelendiğinde, Galatasaray'ın adam adama savunma yaptığı ve Dejong'un kovalamadığı Mabiala'nın ön direkte Semihin önünden yaptığı vuruşla golü attığı görülebilir. Bu pozisyonda futbol bilginlerimiz, Galatasaray'ın adam adama savunma yapmaması ve Semih'in yetersizliği yüzünden bu golü yendiğini ve bunun Riekerink'in futbol bilgisizliğinin bir sonucu olduğunu iddia edebilmiştir. Bazı futbol bilginlerimiz ise yenilen bu golde Muslera'nın yan toplara çıkmamasının rolü olduğunu söyleyebilmiştir ki, bu gol özelinde bu yorum cehaletin de ötesinde bir anlamsızlık içerir. Bu gol açıkça Dejong'un bireysel hatası ve Mabiala'nın kişisel becerisi sonucu gelişen bir şans golüdür.

1-0 sonrası Galatasaray kalesinde ciddi bir pozisyon vermemekle birlikte, hücumda istediği etkinliği yaratmakta zorlanmaya başlamış, buna karşın oyunun kontrolünü elinde tutmaya devam etmiştir. 45+4'de kazanılan bir korner sonrasında, yine Dejong'un Mabiala'yı kovalamaması sonucunda Mabiala ve Levent'in birlikte yükseldiği pozisyonda Levent Hakan'ın üzerinden kafayı vurarak skoru 2-0'a getirmiştir. Bu golde yine Dejong'un bireysel hatası olmakla birlikte,Riekerink'in maç sonrası söylediği gibi, uzun boylu bir stoper belkide bu golün yenmesini engelleyebilirdi. Aslında bu Dejong'un adamını kaçırması sonrasında yediğimiz ilk goller değil; Fenerbahçe derbisinde Dejong'un VanPersie'yi takip etmek yerine boş koşu yaparak yedirdiği golü ilk planda hatırlayabiliriz.. Dejong Ortasahada kaybedilen topları çabuk kazanabilme adına önemli bir defansif katkı sağlıyor belki ama rakibin organize ataklarında her pozisyonda adamını kaçırıyor.

Jan Olde Riekerink ikinci yarıya Rodrigues ve Yasin'in yerine Eren ve Sinan'ı alarak çift forvete döndü. Özellikle Yasin değişikliğinin medyada eleştirildiğini hayretle gördük; oysa Yasin ilk yarıda maçın en etkisiz oyuncularından biriydi ve Sinan oyuna girdikten sonra oldukça etkili oldu. Türk spor basınını anlamak zor ama belki asıl hata anlamaya çalışmaktır, o konuya başka bir yazıda değineceğim.. Bu değişikliklerden sonra Galatasaray oyuna yeniden ağırlığını koydu ama yeterince pozisyon üretemedi. Bu sırada sabırsızlanmaya başlayan taraftar, Sabri'nin iki top kaybı sonrası istifa tezahüratlarına başladı, oysa Galatasaray gibi tecrübeli bir takımın taraftarları böyle bir maçta son dakikaya kadar sabredebilmeliydi; böyle kaç maç çevrilmişti bugüne kadar.. Tam da bu sıralarda Riekerink son değişikliğini Sabri'nin yerine Josue'yi alarak yaptı; evet, oyun içinde taktiksel esneklik gösteremiyor denilen hoca, 4-2-3-1 ile başladığı maçta önce 4-4-2'ye, sonra 3-4-3'e geçti. Burada önemli  olan, teknik direktör takımı değil denilen takımın bu değişikliklere anında yanıt verebilmesiydi. Aslında bunu bugüne kadar görmemek için embesil olmak gerekir ama Türk basının cahil asalaklar ordusu olduğu, PİSA sonuçları ortada olan ülkemizin ortalamasını temsil eden taraftarların da çok parlak bir algı düzeyi olmadığı ortada; belirli bir planı yok denilen Galatasaray ligin Beşiktaşla birlikte en organize ve oyuncuların görev tanımlarının en belirgin olduğu takım. Bu sezon başından beri böyleydi..

Josue'nin oyuna girmesi ve taktik değişimle birlikte, Galatasaray son 20 dakikada Sinan'ın penaltı pozisyonu, Podolski'nin ceza alanı içinden kaçırdığı pozisyon, Eren'in golü, geçerli sayılmayan gol ve Eren'in son dakikada kaçırdığı pozisyon olmak üzere 5 net pozisyona girdi ve bu pozisyonların her biri hazırlanış bakımından, merkezinde Bruma'nın olduğu futbol resitalleriydi. Bu pozisyonların dışında da oyunun kontrolü tamamen Galatasaray'ın elindeydi.

Sol bekte oynayan Linnes, geldiği günden bu yana muhtemelen en iyi maçını oynadı. Linnes'i oynatmaması nedeniyle eleştirilen Riekerink, belki de Linnes'in yeniden milli takıma çağrılmasını sağlayacak. Benzer bir durum Sinan için de geçerli, Hamzaoğlu ve Denizli dönemlerinde daha çok forvet alternatifi olarak değerlendirilen ve plansız bir oyun yapısında attığı gollerle sivrilen Sinan Gümüş, gerçek bir kanat oyuncusuna evrilmişe benziyor. Hatırlayacak olursak, henüz yaz kampında Sinan'ı bir forvet olarak görmediğini ve onun bir kanat oyuncusu olduğunu düşündüğünü belirtmişti Riekerink ve Hollandalı bir alt yapı efsanesi böyle diyorsa bir bildiği vardır.. Bruma'daki gelişim için bir şey söylemeye gerek var mı bilmiyorum ama Kayserispor maçındaki performansı giderek nasıl komple bir oyuncuya evrildiğini ve ileride daha da iyi bir oyuncu olabileceğini gösterdi. Bireysel oyunu nedeniyle eleştirilen Yasin artık bir takım oyuncusu. Son olarak vefasız ve bilinçsiz taraftarın psikolojik linç girişimine maruz kalan Semih'in hücumda nasıl etkili olduğunu görmemek imkansız. Kayserispor maçında yaptığı kanat bindirmeleri ve iptal eilen golde Podolski'ye yaptığı enfest asist sonrası, ileride Avrupa'da büyük bir klüpte oynadığını görürsek şaşırmamalıyız. Riekerink gelinceye kadar çöp ilan edilen ve Engin Bekdemirle takası konuşulan Emre Çolak'ın durumu ortada..

İstifa sesleri altında, Riekerink'in bugüne kadar yaptıklarının güzel bir özetiydi Kayserispor maçı. Duyabilen için sessiz bir veda resitali. Hadi şimdi gidin Fenerbahçenin antifutbolunu izleyin ve Advocaat'ın nasıl otoriter ve üst düzey bir hoca olduğunu konuşun.. Abdullah Avcı'nın takımının çalışılmış serbest vuruş organizasyonlarıyla mest olun, ofsayttan attıkları golleri, Emre'ye verilmeyen kartları lehlerine her zaman çalınan ama aleyhlerine verilmeyen faulleri izleyin. Kendi lehine hakem hatalarından hiç bahsetmezken, aleyhlerine olan her düdükten sonra feryat figan mikrofon karşısına geçen Adam gibi Adam, Abdullah Avcı'yı övün.

Bu sırada güzel adam Jan Olde Riekerink aramızdan sessiz sedasız ayrılacak. Galatasaray tarihinde, en azından benim Galatasaray tarihimde, saha kenarına en çok yakısan insan olarak yer edecek, jestleri, mimikleri, basın toplantıları ve Galatasaray'a kattıklarıyla..
Kendisi henüz gönderilmeden göreve başlayan Tudor'a sarılan ve dostça tavsiye veren, giderken instagram hesabından taraftara sevgiyle veda eden, oyuncuları ve kendisini satan yöneticileri hiç bir zaman satmayan, arkasında sadece güzellik, sevgi ve prensip bırakan..

Elveda, demek çok zor ama elveda, Jan Olde Riekerink.